Öcalan: Çatışmasızlık ortamı için kanallar oluştur

Date: Friday, July 23 2010
Topic: güncel

ANF23.07.2010- Bölgedeki sivil toplum kuruluşlarının önerilerini dikkate aldığını belirten Öcalan, “Önce karşılıklı olarak bir güven ve çatışmasızlık ortamının oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Bunun kanalları oluşturulmalıdır. Bu süreçte herkes sorumlu davranmalıdır” dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Öcalan görüşmede Kürt meselesinin çözümü konusunda görüşlerini dile getirerek şöyle konuştu:

“Bu son eylemlerden anlaşılıyor ki Botan'da orta yoğunluklu savaş ve çatışmalar yaşanıyor. Diğer yerlerde de var, Doğubeyazıt oralarda da çatışmalar var herhalde. Boru hattına da eylem düzenlenmiş herhalde. Operasyonlar devam ediyor. Zaten hava operasyonları yapıyorlar, daha büyüğünü de yapabilirler.Bölgedeki sivil toplum kuruluşlarının da bir açıklaması olmuş. Bu açıklama önemli. Bu açıklama çerçevesinde yeni bir durum değerlendirmesi olabilir. Meclis bünyesinde sorunun çözümü için demokratik anayasa komisyonu kurulabilir. Bu bir çeşit devletin anayasa konvansiyonu görevini yerine getirmelidir. Aynı zamanda bu bir Kurucu Meclis görevini de yerine getirmelidir. Kurucu Meclis gibi çalışmalıdır. Ayrıca Meclis bünyesinde Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu kurulmalıdır. Bu komisyon Silivri, KCK davası ve tutuklamaları, İmralı ve diğerlerini ele alıp, araştırmalıdır. Gerekli olan yasal ve anayasal düzenlemeler yapıldıktan sonra hukuk dışında bırakılan tüm kesimlerin geri dönüşü sağlanmalıdır. Avrupa'da onbinlerce politik mülteci konumunda bulunanlar geri döner. Vatandaşlıktan atılmış binlerce kişinin dönüşü sağlanır. Maxmurdakilerin geri dönüşü sağlanır. Yani kısaca hukuk dışında bırakılan herkesin böylece geri dönüşü sağlanır. Burada yeni bir kavram kullanıyorum; Buna bir tür demokratik bir anayasa projesinin yol haritası diyebiliriz. Bu süreçte herkes sorumlu davranmalıdır. Köşe yazarları da demokratik ve sorumlu bir şekilde haber yapmalıdırlar. Ben Sivil toplum örgütlerinin yaptığı açıklama ve önerilerini dikkate alıp sorumlu davranıyorum. Tabi bütün bunlardan önce karşılıklı olarak bir güven ve çatışmasızlık ortamının oluşturulmasına ihtiyaç vardır. Bunun kanalları oluşturulmalıdır. Herkes bu konuda üzerine düşen demokratik siyasi sorumluluğu yerine getirmelidir.”

REFERANDUMU BDP BELİRLER

“Referandum konusunda halkımız her yerde her bölgede her kentte toplanacaklar, durumu tartışacaklar ve bir karara varacaklar. Kimsenin iradesine ipotek koymuyoruz. Ancak serbest bırakıyoruz derken kimse yanlış anlamasın, yine boykot olabilir ancak halkımız referandum öncesi evvela toplanacak, bol bol tartışacak ve gelişecek sürece göre kendisi karar verecek. Yanılmıyorsam referandumda evet ile hayır atbaşı durumda gidiyor. BDP burada kilit konumundadır. BDP'nin tavrı referandum sonuçlarını etkiler. BDP önümüzdeki günlerde bu konuda toplantılar da yapmalıdır. BDP bu referandum sürecini yeni bir anayasanın yapılması sürecine dönüştürebilir. Bir seferberlik ruhuyla seçime kadar çalışılmalıdır. Yeni demokratik bir anayasanın hazırlanması için çalışmalarını hızlandırabilir. Halkımızı yeni bir anayasa talebine hazırlayabilir. AKP'nin bu referandum politikaları bir yol kazası anlamında bir delinin bir kuyuya taş atıp da kırk akıllının çıkaramamasına benzetilebilir. Tam da böyledir. Halkımız da buraya çok takılmadan yeni bir anayasanın hazırlanması çalışmalarına hız verebilir. BDP bölgedeki STÖ'lerle birlikte yeni bir anayasa hazırlığına girişip bu yeni anayasayı sunabilir, aydınlarla, yazarlarla paylaşabilir bunu.”

KÜRTLERİN HUKUKLARI İNKAR EDİLDİ

“Şu an referanduma sunulacak olan anayasa paketini ben daha önce Kürtlere karşı komplo olarak nitelendirmiştim, doğrudur. Ancak bu komplo çok daha derinliklidir. 1921 anayasasında bazı demokratik şeyler vardı. 10 Mart 1922'de gizli bir oturumla Kürtlere karşı bir komplo hazırlanıyor. 1924-25 ve 26 yıllarında Kürtlere karşı hep komplo kuruldu ve Kürtler hukuk dışında bırakıldılar, hukukları inkar edildi, hukukları ellerinden alındı. 1922'den bu yana tam 88 yıldır Kürtler hukuk dışında bırakıldılar. Mustafa Kemal'e yapılan suikast, Şeyh Sait isyanı ve sonraki isyanlar, İstiklal Mahkemeleri bunların hepsi Kürtlere karşı bilinçli bir komplonun parçalarıdır. Yani bazı isyanlar provoke edildi. İsmet İnönü, Fevzi Çakmak'lar bu komployu derinleştirdiler ve devam ettirdiler. Kürtleri hukuk dışında bırakanlar, bir halkın sürülmesini isteyenler, Kürtlere karşı bu komploları yapanların çoğu da Türk değil, Türklük adına bunları yapıyorlar. Bunlar Beyaz Türklerdir, “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözündeki gibi. Kürtlere karşı uygulanan komplo Alman faşizmine, Hitlere esin kaynağı olmuştur. Hitler bunlardan feyz aldığını bizzat söylemiştir. CHP, DP, AP, Komünist Partisiyle bu komployu devam ettirdiler. Bu komploda bütün bunların rolü vardır, Komünist parti de dahil. Kürtlere karşı 1920'lerde alınan kararlarla Kürtlerin yerlerinden sürülmesi amaçlanmıştır. Bir halkı bu şekilde kim hukuk dışına itmiş, kim hukuk dışında bırakmış, bunda kimin ne kadar rolü var, provokasyonların ne kadar rolü var, CHP ve diğer saydığım partilerin bunda ne kadar rolü var? Bütün bunların ortaya çıkarılması lazım. Akademiler bunun için önemlidir. Bunlar siyaset akademilerinde bol bol işletilmeli, bol bol tartışılmalıdır.”

NASRETTİN HOCA GİBİLER

“Halkımız taş atan-TMK mağduru çocuklarla ilgili AKP politikalarına da aldanmasın, takılmasın. Hükümetin çocuklarla ilgili yaptığı Nasrettin Hoca'nın fıkrasına benziyor. Önce Nasrettin Hoca'nın eşeğini kaybettiriyorlar sonra eşeğini bulup getiriyorlar, diyorlar ki “Hoca sevindin mi?” Hükümet de önce yasa çıkarıp bütün çocukları cezaevlerine atıyor sonra da yeni yasa çıkarıp yasayı değiştirip, “bak gördünüz mü demokratik düzenleme yapıyoruz, demokratik yasa çıkarıyoruz” diyorlar. Hükümetin yaptığı budur. Tekirdağ, Bakırköy, Midyat, Diyarbakır, Gebze cezaevlerinden mektup aldım. Mektup gönderen ve cezaevlerindeki tüm arkadaşlara selamlarımı iletiyorum. Bana son gelen mektupları ise vermediler. Hakkari ve Yüksekova'daki çocuklara ve gençlere özel selamlarımı iletiyorum. İzmir, İstanbul ve Balıkesir'deki halkımıza selamlarımı iletiyorum.”

‘ERKEKLER SORUNUN NASIL ÇÖZÜLECEĞİNİ BİLMİYORLAR’

Edinilen bilgilere göre görüşmede kadın-erkek ilişkilerini değerlendiren Öcalan, “Erkekler işin içinden çıkamayınca kadını dövüyor, kadına şiddet uyguluyor. Yani ne çıkış bulabiliyor ne de o “erkekleşme” denilen şeyi uygulayabiliyor. Tabi ben genel bir durumu anlatıyorum. Bu köklü ve derin bir sorundur, ta Sümerlere kadar gider. Sümer Rahip Devletinden bu yana beş bin yıldır kadın sorunu devam ediyor. Erkekler bu sorunun nasıl çözüleceğini bilemiyorlar. Kadına hiçbir şekilde tokat, dövme, küfür gibi şeylerle kesinlikle yaklaşılmamalıdır. İşin içinden çıkamıyorlarsa “buyrun ne yapmak istiyorsanız serbestiniz” denilmeli. Bırakın kadın nereye gidiyorsa, ne yapmak istiyorsa yapsın. Bu konuda en ufak bir öfke, kırgınlık da duyulmamalı. Ben şahsen böyle yaklaşıyorum. Yani kadına prensiplerle yaklaşıyorum. Ben hep kadına ilkeli yaklaştım. Bana da farklı şekilde yaklaşmak isteyen kadınlar oldu ama ben bana prensip dışı yaklaşmalarına, bana yanaşmalarına izin vermedim. Belli bir prensiple yaklaşılmadığı zaman da böyle sonuçlar ortaya çıkıyor. Onun için ben kadın konusunda çok dikkatliyim. Ben hayret ediyorum belli sorumluluklar yüklenenler, aile sorununu çözemiyorsa, nasıl mesleklerini sürdürecekler, nasıl toplumu demokratik temelde inşa edecekler!” dedi.

SAVUNMALARIM KÜRTÇEYE ÇEVRİLSİN

Urfa ilindeki siyasi çalışmalara da değinen Öcalan, “Urfa'da Belediyeler neden kaybediliyor, neden kazanılmıyor? Demek ki sadece devletin baskısından değil, çok düşürülmüş bir halk var. Kendi düştüğü durumun bilincinde bile olamayacak kadar düşürülmüş bir halk var, bir gerçeklik var. Orada okumuş birçok avukat var, demokratik inşaayı esas alan bir çalışma yürütülürse çok yol alınabilir. O bölgede bunu yapacak insanlar yok mu? Oradaki halkımıza selamlarımı iletiyorum.” ifadelerin kullandı.

Öcalan, şöyle devam etti: “Benim düşüncelerim, görüşlerim Azadiya Welat'ta Kürtçe olarak yayınlanıyordur sanırım. Görüşlerimin Kürtçe yayınlanması önemlidir. Hatta görüşlerimin Kürtçe yayınlanması, her tarafa gitmesi önemlidir. Kürtçe yayınlanması, herkese ulaşması ve herkesin okuması, anlaması demektir. Savunmalarımın da Kürtçeye çevrilmesini rica ediyorum. Demokrasi bir devlet biçimi ya da devlet yönetimi değil, bir devlet formu değil, bir toplumun politikleşmiş halidir. Toplumun politik işleyiş halidir. Devletsel değil toplumsal bir formdur. ”





This article comes from Kurdish Info
http://www.kurdish-info.eu/

The URL for this story is:
http://www.kurdish-info.eu/modules.php?name=News&file=article&sid=15132