Feedback    Send News  
Languages
Sprache für das Interface auswählen

English French Deutsch Italian Kurdish Turkish

Menu Deutsch

Kurdishinfo Search


SHARE
Share |

Newroz 2011/ Zelte Losung

DTK Democratic Autonomy

TURKEY AND IRAN
GREIFEN ZIVILE GEBIETE AN

Waffenstilstand vorbei
Neue Phase hat begonnen

KCK Statement 5 points

Schluss mit der Isolation!

Abdullah Öcalan: Krieg und Frieden in Kurdistan.
 


Stoppt die Hinrichtungen in Iran

Schluss mit der Kriminalisierung

Kurdistan Report

Abdullah Ocalan'dan 15 Subat Komplosunun Temel Özellikleri
Geschrieben von admin am Freitag, 15. Februar 2008
löjl
özel dosyalar 15 Subat komplosunu tarihsel açidan yorumladigimizda önemli özellikler ortaya çikmaktadir: 1- Komplonun genelde Dogu-Bati çatisma çizgisi üzerinde gerçeklestigi görülmektedir. Beni Anadolu'nun, Türkiye'nin zayiflatan noktasi olarak degerlendirmektedirler. Batinin simarik çocugu ve uç noktasi olarak Yunan siyaseti beni hep ilkesiz, sadece zarar veren bir pozisyonda görmek istemistir.
Tersine, iliskimin kendilerine zarar verecegini görür görmez atese atmaktan çekinmemistir. Fakat son komplodaki rolü, esas olarak dostlugu kullanan hain isbirlikçilik biçimindedir. Bizzat planlayan ve uygulayan degil, daha çok taserondur. Bu taseronluk karsiliginda ilerde Kibris ve Ege konusunda taviz bekledigi çok açiktir. Sonraki gelismelerde bu husus fazlasiyla açikliga kavusmustur. Bizzat teslim etme emrini verenin Baskan Clinton oldugu özel temsilcisi Blindken tarafindan basina açiklanmistir. Bunu terörizme karsi tavirla izah etmek dar bir yaklasim olur.

Bunun arkasinda Israil’in oldugu kesindir. Israil saginin savas yanlisi asiri uç kesiminin Türkiye'ye verdigi sözle baglantisi güçlüdür. Dönemin Israil Basbakani sagci blok Likud lideri Benjamin Netenyahu'dur. Israil Ortadogu'nun stratejik dengesinde Türkiye'yi yaninda tutmak için komplonun gerçeklestirilmesinde bas aktör durumundadir; fakat yalniz degildir. Ayrica Israil sol demokratlariyla, Simon Perez çizgisiyle baglantisi olacagini tahmin etmiyorum. Unutmamak gerekir ki, Izak Rabin suikasti da sag uçlarla baglantilidir. Clinton, komplonun hazirliklari yogunlastiginda Monica santajiyla etkisiz duruma getirilmistir ve Israil lobisinin bir dedigini iki etmeyecek durumdadir. Hem karisi Hillary, hem de Monica'nin elinde santajla birçok Baskanlik kararini çikarmak imkân dahiline girmistir.

Burada Israil ve Yunan stratejisi arasinda Türkiye konusunda geçici bir isbirligi durumu dogmaktadir. Clinton bunu koordine etmektedir. Koordinasyonun temelleri Londra'da atilmis olup, beni izole ederek Kürtleri ve PKK'yi kendi kontrollerine almanin hesabi çok güçlüdür. Benim önderlik konumum Kürtler üzerinde geleneksel Bati politikasini sarsmaktadir. Olayin özü de bu gerçeklige dayanmaktadir. Avrupa bu nedenle tasfiye edilmemi çikarlarina uygun bulmustur. Çünkü uzun süredir yürüttügü Kürt politikasi yine benim yüzümden bosa çikmaktadir. Birlestikleri daha genel bir özellik, Dogu kültürünü benim sahsimda çözememis olmalaridir.

2- Bu husus teslim edilmemin psikolojik ve kültürel gerekçesini teskil etmistir. Bati kültürünün beni eritebilecek bir yapida olamamasi, dislanmasi gereken bir kisilik olarak görülmemde etkili olmustur. Maddi ekonomik çikarlar bunda belirleyici olmakla birlikte, kültürel temel de göz ardi edilemez. Batinin güya ikinci bir Lenin veya Humeyni çikarmak istemeyen havalari bunda etkili olmustur. Kendi kültürlerinin isbirlikçisi veya taklitçisi olmayan, kendini asagilayip onlari üstün olarak kabul etmeyen birisine hiç de hosgörülü yaklasmadiklari netçe ortaya çikmistir. Uygar-barbar ayrimi çizgisini bu olayda korumuslardir. Kisiligim konusunda uzun süre gözlem yaptiklari belliydi. Kendi mantalitelerine aykiri oldugumu çoktan kararlastirmis gibi bir atmosferde buldum kendimi. Bu atmosfer bilinçli yaratilmis bir durumdu.

3- Avrupa kapitalizminin son iki yüz yillik Kürt politikasina özünde bagli kalinmistir. Bu politikanin temelinde, basta Türkler olmak üzere Iran ve Araplari kendine bagli kilmakta Kürtleri bir tehdit araci olarak kullanma yatmaktadir. Ben Kürt sorununda ya savas ya da barisla nihai bir çözümü zorlamaktaydim. Onlar ise bu sorunu hep ellerinde kullanacaklari bir koz olarak bulundurmayi esas almaktaydilar. Bu silahin ellerinden alinmasi hiç de çikarlarina gelmiyordu. Geleneksel sömürgecilik politikasinin en kirli bir kalintisi olarak degerlendirmekten vazgeçmek istemiyorlardi. Stratejik olarak çözümlenmis bir Kürt sorunu, onlar için henüz zamani gelmemis bir konuydu. Iran, Irak ve Türkiye ile hesaplarini tam olarak görünceye kadar Kürt kozunu sakli tutma pozisyonu açikça görülüyordu.

Bu, tipki Türkiye’de bazi kesimlerin çikarlarini sorunun çözümsüz olarak sürüp gitmesine baglamalari gibi bir tavirdir. Bu, Kürtler açisindan ‘ne öl ne kal’ politikasidir. Ölmeyecek kadar sahip çikma, yasamayacak kadar uçurumda tutma gibi vahsi bir yaklasimdir. Biraz destek verselerdi, dogru temelde son derece olumlu kosullar dogabilirdi. Örnegin bugünkü Kosova ve Makedonya’da gösterdikleri yaklasimi Kürtler için de israrla sergileselerdi, sorunlar çoktan hal yoluna girerdi. Benzer bir durum Israil ile Araplar ve Rusya ile Çeçenler için de geçerlidir. Çikarlari sorunlarin uzun vadeli sürmesinde yatmaktadir. Ama Avrupa’nin içini, yakinini ilgilendirdiginde, hizli ve yogun davranabilmekte ve çözüm gelistirebilmektedirler. Benim durumum konjonktürel olarak bu tür çözümü çikarlarina uygun kilmadigindan dislanmayi olagan kilmaktadir.

4- Teslim edilmemde Kürt Özgürlük Hareketi ve Önderliginin tasfiyesi belirgin bir amaçtir. Kürt isbirlikçilerle yillarca yürütülen iliskiler bu tasfiyeyle tekrar islevsel kilinmak istenmistir. Güya liberal-demokratik Kürt önderligi yaratilacak, her devletin kendisi için hazirladigi Kürt ögeler dogacak bosluktan çesitli örgütler yaratacaklardi. Bu konuda Almanya basi çekmektedir. Alman yanlisi Türk, Kürt, Arap ve Iranli gruplar yaratmak, eski bir Ortadogu politikasidir ve bu politika Enver Pasa’dan beri islevsel olmustur. Irakli Kürtler bu politikanin kurdu olmusken, son dönemlerde Türkiye’de de ileri adimlar atilmak istenmistir. Dis güçlerin himayesi altinda palazlanmak bir geçim tarzina dönmüstür.

Kürt Özgürlük Hareketinin tasfiye edilmemesi, bir kez daha tasfiye ve parçalama çabalarina agirlik vermeye yol açacak ya da dagilip gideceklerdir. Ayrica sinirli da olsa gelisen baris kosullarini istismar etmeye çalisacaklar; özgürlük hareketinin özgür sivil toplumu yaratamamasi istismar çabalarini arttiracaktir. Dolayisiyla gerek eski tarikat tarzi gerici örgütlenmelere, gerekse isbirlikçi sahte sivil toplum kuruluslarina dikkat etmek, halki aldatmalarina firsat vermemek büyük önem tasir.

5- Imrali sürecini Anadolu ve Mezopotamya’nin kardes kültürlerindeki barisin dirilmesine vermek savastan daha zor, sonuçlari ise daha devrimci ve üretkendir. Kültürel varliklarin özgür kullanimina dayali bir baris, Anadolu ve Mezopotamya Rönesans’i ile Türkiye Cumhuriyeti’nin devrimci özüne de en dogru yanit olacaktir. Her savasin bir barisi oldugu ilkesini gözeterek, halklarin çikarina en uygun baris çabalari son derece gerekli ve önemlidir. Savaslarinin barisini getiremeyenler, baska güçlerce hem de kendileri aleyhine kullanilmaktan kurtulamazlar.

Barisi arastirmak ve sinirli da olsa gelistirmek, kayip veya bos islerle vakit kaybetmek anlamina asla gelmez. Savaslarinin gerçekçi baris yollarini gelistiremeyenler, askeri olarak kazansalar bile, sonunda bosa çikarilmaktan kurtulamazlar. Baris konusunda yanlis bir hesap en önemli askeri kazanimlari bile anlamsizlastirir. Halkina ve askerine karsi sorumlu önderler, baris sorunlarini en az askeri sorunlar kadar incelemeyi ve gerçekçi çözümler bulmayi amaç edinen kisiliklerdir. Bunu beceremeyen önderler ve komutanlar kaybetmekten kurtulamazlar.

Imrali sürecindeki baris çabalarina yönelik tutumlarin kimlerden kaynaklandigina bakildiginda, sürekli yozluk, marjinallik, hizipçilik ve düsmanligi bir sanat haline getirenlerin bunda rol oynadigi görülecektir. Çünkü anlamli ve ciddi olan bir baris; sahte, topluma hizmet etmeyen ve bireyi yüceltmeyen kaosu ortadan kaldirir, yasadisi durumlari önler, düzenin mesru geçim ve yasam tarzini egemen kilar. Yetenegi ve yasam tarzi buna göre denk olmayanlar ve zamaninda dönüsmeyenler, barisi ne anlar ne de isterler. Bunlar savasin acilarini ve zorluklarini da bilmezler. Buna ragmen sürecin ciddiyeti görülmelidir. Tam basariya gitse de gitmese de, bu süreç önemlidir. Bunun ardindan gelisecek bir savas bile eskisinden farkli olacaktir. Türkiye Cumhuriyeti’nin yasadigi tarihinin en uzun süreli krizi, geçmis savasin sonucudur. Bu dogru itiraf edilmeden ve adil bir barisa dönüstürülmeden kriz ortadan kalkmaz. Çünkü krizin nedeni dogru teshis edilmek istenmiyor. O halde tedavi de dogru olmayacaktir. Türkiye 2000’li yillarda bu çeliskiyi yasamaktadir. Kriz ya yeni ve daha kanli bir savasla, ya da adil ve onurlu bir barisla ortadan kaldirilabilir. Aksi halde günlük olarak yasanan toplumsal kâbustan kurtulamaz.

6- Imrali süreci, Kürt halki için ve kurumsal olarak benim açimdan üçüncü dogus dönemidir. Birinci dönem, tarimcil köy toplumunun 20. yüzyilla çelisen kosullarindaki anadan dogus ve resmi model topluma kadar geçen süreyi kapsar. Bu dönem arada 15 bin yillik tarih bulunan bir kopus sürecinin büyük anlam ve yetersizlikleri içinde geçti. 15 bin yil öncesi ve sonrasi yasam agi çözümlenememektedir. Bu çözümsüzlük, aile içi ve köy sosyal savasimina yol açti. Bir köy isyancisiydim. Bu isyan resmi topluma geçise kadar devam etti. Daha sonra bu sürece ilkokulla baslayan ve çesitli asamalardan geçerek oligarsik cumhuriyete karsi baskaldiriya kadar devam eden ikinci yaratilis süreci eklendi. Donkisot’un yel degirmenine saldirisina benzeyen bu dönem, sorunlarin açiga çikmasina ve daha da agirlasmasina yol açti. Neolitik ve feodal toplumun çeliskilerine kapitalist özellikler de katildi. Devrimci tarz olmadigi için, bir kargasa ortami egemen oldu. Basvurulan isyan kendi içindeki gericiligi bile çözümleyemedi. Yirmi yil kadar süren bu isyan asamasi, bölge ve dünya çapinda etkilemelere yol açtiktan sonra, önüne çikan çikmazlarin sonucu olarak Imrali sürecine dönüstü.

Imrali kosullari yalniz kisi olarak degil, cumhuriyet ve halk olarak üçüncü bir dogus anlamina gelmektedir. Ikinci dogus siddet ve savasla dogmayi, temizlenmeyi ifade ediyordu. Dogada ve toplumda her olguda geçerli zitliklarin varligi ve birligi yasasi geregince siddet temelinde yeterince uzun süren oligarsik cumhuriyete karsitlik dönemi, yerini demokratiklesmeyle gerçeklesecek olan laik ve demokratik cumhuriyete birakacaktir. Çeliskisiz gelisme saglanamayacagi gibi, çözümsüz kalan anlamsiz çeliskilerle sürekli bogusmakla gelismenin saglanmasi surada kalsin, ancak tahribat, yikim ve krizler gelisebilir. Türkiye çeliskilerini yeterince anlamakta ve zamaninda çözmekte geciktigi için dogal olarak kriz sürecine girmistir ve bir türlü çikamamaktadir.

Süreç tüm güçler açisindan yeniden bir dogusu ve sekillenmeyi zorlamaktadir. Devletten ekonomiye, siyasetten hukuka, ahlâktan sanata kadar her alan sarsilmakta, bunalmakta ve krizle birlikte çözümü aramaktadir. Benim Imrali sürecim bu gerçegi tetikleme anlamina da gelmektedir. Nasil ki daha önceki süreç ‘ben ve savas’ olgusu olarak anlam bulmussa, bu yeni süreç de ‘ben ve baris’ olgusu anlamina gelmektedir. Kurumsal olarak varligimin temel bir parçasi, Kürt özgürlük bilinci ve iradesidir. Savasla deneyimden geçen bu bilinç ve irade simdi baris sürecinden geçmektedir. Savas süreci anti-feodal ve anti-oligarsik cumhuriyet olarak kendini formüle ederken, baris süreci ‘demokratik ve laik cumhuriyet’ olarak özde ve biçimde kendini yenilemek biçiminde ifade etmektedir. Ayrilik ve siddet arzu edilmiyor ve sistemden tümüyle dislanmak isteniyorsa, Kürtlerin emekleriyle tarih boyunca Türklerle yasadiklari devletlesme ve uluslasma sürecinden zorla, inkâr edilerek dislanmamasi gerekmektedir. Baris, siyasetin ve hukukun Kürtlerin kültürel varliklarini diledikleri gibi özgürce yasayarak cumhuriyetle bütünlesmelerine yer vermesini sart kilmaktadir.

Özgür Kürt iradesinin inkârina dayali cumhuriyet oligarsiktir ve bunun siddeti ve ayriligi dogurmasi kaçinilmazdir. Özgür birlige, yani demokratik uzlasiya açik olmasi, baris ve birlik içinde yasamak demektir. Bunun uygulanmamasi, oligarsik cumhuriyetle demokratik cumhuriyet arasindaki mücadelenin henüz sonuçlanmamasindan ötürüdür. Bu açidan sembolik olarak Imrali süreci tarihsel bir evreyi isaret etmektedir. Bu süreç ya barisi doguracaktir; ya da eger bunda basarili olunmaz ve oligarsik cumhuriyetin inkâr ve imha politikalari devam ederse, o zaman bunu daha yogun ve kapsamli bir siddetle birlikte ayrimin derinlestigi bir süreç izleyecektir.

Türkiye’nin tarihinde ilk defa en derinligine yasadigi krizin altinda bu temel gerçeklik yatmaktadir. Çözümleyici saha olan siyaset olgusunun Meclis ve Hükümet olarak konuyu gerçekçi degerlendirerek zamaninda ele alip üstüne düseni yapmamasi, sorunlarin üstünü örtüp çürümeye ve çözümsüzlüge terk etmesi, basinda da yogun islendigi gibi krizin kaynaginin siyaset oldugunu göstermektedir. Siyaset idam kararini üzerimde Demokles’in kilici gibi sallayarak sonuç alacagini sanmakta ve en büyük yanlisi burada yapmaktadir. Bu yaklasim Türkiye’yi distan ve içten dayatilan ve özünde rantçilik ve yolsuzluk çetesine dayanan bir sisteme, dolayisiyla krize mahkûm etmekte; her yil, hatta her ay milyarlarca Dolar maddi kayip verdirmekte, manevi olarak da bu ülkeyi derin acilara ve sikintilara bogmaktadir. Madem on bes yillik savasta, toplam bilânço olarak 40 bin kisinin ölümü ve yüzlerce milyara varan maddi kayip söz konusudur. O halde yapilmasi gereken bu olguyu bütün tarihsel, toplumsal ve uluslararasi kosullar içinde ele alarak dogru bir tanimlamaya ve çözüme gitmektir. Bu yapilmadikça, krizin çok boyutlu olarak daha da tirmanmasi kaçinilmazdir.

Kisi ve Önderliksel kurum olarak Imrali sürecim, bu çerçeve altinda sorunu degerlendirmeyi gerektirmektedir. Faydaci ve ucuz kullanmaci zihniyetlerle bu gerçeklesmeyince, ister resmi devlet çevresinden, ister isbirlikçi Kürt çevrelerinden gelsin, gelistirilen inkâr, iftira ve imhaci yaklasimlar ucu yine çikmaza dayali bir savas dönemini dayatmaktadir. Bu oyuna düsmemek için çok duyarli ve anlayisli davranmakla birlikte Imrali’da maddi ve manevi imhama dayali bir gelismenin tüm Türk ve Kürt özgür irade güçlerinin imhalari anlamina gelecegini bilerek, özgürlük savasiminin halklarimizin lehine sonuçlanmasi için, mesru savunma savasinin tüm stratejik ve taktik hazirliklarinin yarin savas baslayacakmis gibi saglam yürütülmesi, bu sürecin basarisinin en temel kosullarindan birisidir. Imrali’nin devlet, toplum, halkimiz, PKK ve benim açimdan tarihsel anlami budur.

7- 15 Subat komplosunun Avrupa, ABD ve AIHS açisindan da dogru tanimlanmasi gereken bir anlami vardir. Kürt özgürlük iradesine karsi girisilen ve kesinlikle hukuk disi ve AIHS’ne aykiri olan gözalti ve tutuklanma durumum, Türkiye Cumhuriyeti’nden ziyade, ABD ve AB kurumlarini hem hukuki hem siyasal olarak sorumlu kilmaktadir. Çünkü savunmamda kapsamli olarak açikladigim gibi, söz konusu güçler ve kurumlar sömürgeci bir siyasal anlayisla Avrupa Insan Haklari Sözlesmesini çigneyen, hukuka aykiri bir tutum sonucu bu durumu yaratmislardir. Dolayisiyla AIHM’ne giderken, sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin AIHS’ne aykiri durumunu degil, esas olarak AB ve ABD’nin sahsimda Kürt özgürlük iradesine karsi isledikleri hukuk ve ahlâkdisi sorumluluklarini yargilamada göz önünde bulundurmak birincil öncelik tasimaktadir.

Avrupa’nin üç önemli baskentinde gerilecegim veya içine konulacagim çarmih (Kürtçe kelime: dört çiviyle çakilmak) veya tabutluguma çivi çakilmistir. Sonra ince bir kapitalist oyunla Afrika yamyamlarinin elinden Türk uçagina atilmisim.

Çarmiha ilk gerildigim yer, baskent Atina’dir. Atina, ister saskinligindan ister kör intikamciligindan esinlenen gerici bir kültür ve korkak bir ruhla, Anadolu üzerindeki üç bin yillik egemenligini kaybetmesinin acisini çikarmak istemis; benden Anadolu Türklügüne karsi ucuz ve ilkesiz bir zafer beklemistir. Bunun pek mümkün olmayacagina anlayinca, sanki benim sahibim kendileriymis gibi, Kibris ve Ege’de bazi tavizler karsiliginda bir hediye paketi veya bir kurbanlik koyun gibi Türk Hükümetine sunma ihanetinin tarihte esi görülmemis alçakligini ve dostluk kitabinda hiç yeri olmayan serefsizligini göstermis; AB üyesi olarak, AIHS’ne karsi hukuk suçunu islemistir. Hiçbir karsi bahane ileri sürülmeden, bu olaydaki büyük ahlâksizligi ve hukuk karsisindaki suçu nettir. Gerekirse bu çok sayida tanik ve açiklamayla kanitlanabilir.

Yunanli yazar Kazancakis, ‘Isa’nin Yeniden Çarmiha Gerilmesi’ romanini çoktan yazmistir. Ama benim konumum bireysel degildir. Önderligine ölümüne bagli milyonlarca özgür iradeli Kürt’e de çarmiha gerilme eylemi uygulanmistir. Yunanlilar kendilerini tanri Zeus’tan beri çok kurnaz sayabilirler. Zeus’un alnindan yarattigi kizi tanriça Athenna, hileyle Troyali Hektor’u kardesi Deiphobos’un kiligina girerek savasin atesine atip tasfiye edebilir. Böylece Anadolu’nun kapisini açabilir. Bu gerçeklik mitolojide geçer. Ama ben 2000’e bir kala, 20. yüzyilda yasarken bu tuzaga düsürüldüm. Kendileri beni öldürseydi, bir komployla da olsa kaza süsü vererek bunu gerçeklestirseydi gam yemezdim. Kültürleri geregi olup biterdi. Ama hiçbir insanlik kitabinda ve hiçbir ahlâki ilke içinde yeri olmayan paketleme usulü bir hediye halinde, 30 bine yakin sehidin acilari ve sehit analarinin gözyaslari arasinda, hiç de hazir olmadigim ve hala benden bir seyler umut ettikleri en kritik bir anda, Türk özel savas timlerine teslim etmeye nasil cesaret edebilir? Arkalarinda ABD Baskani Clinton varmis, o emretmis. (Özel Danismani Blindken bunu resmen basina açikladi.) Yunan Hükümeti de dostlukla oynayarak bunu uygulamis.

Clinton o dönemde Senatonun Monica Skandalinin yargilama kiskaci altindadir. Karisi Hillary ve sevgilisi Monica, ikisi de çok önceden hazirlanip Beyaz Saray’in içine sokulmus iki Yahudi kökenli kadin ajandir. Yahudiler bu sanati kendilerine Allah’in verdigini söylerler. Tevrat’ta Ibraniler bahsinde geçtigi gibi, ilk kadin ajan olarak fahise Rahab’dan övgüyle bahsedilirken, Clinton, Kizilderilileri avlayan beyaz adamin kovboy kültürlü haddini bilmez son temsilcisidir. Sirf yasadigi Monica Skandalindan ucuz kurtulmak için, MOSSAD’in sart kildigi beni teslim etme iradesinin uygulanmasi, Yunan Hükümetinin görevi olamazdi. Büyük ABD Baskaninin destegi için her sey yapildi. Yoksa baska türlü bu komplonun ahlâksizligi ve hukuk disiligi göze alinamazdi.

Israil, Türkiye üzerinden stratejik bir denge kurmak için beni kurban etme hakkina sahip olamazdi. Ortak atamiz Hz. Ibrahim bile insan kurban etmeyi ilk dinden kaldiran peygamberdir. O’nun anisina, dinine saygi geregi, MOSSAD’in bu kurbanlik eylemine girmemesi gerekirdi. Üstünlük için bir ahlâki sinir olmalidir. Hiç olmazsa Yunan Hükümeti bu kirli oyuna alet olmamaliydi. Türkiye üzerinde böylesine ince oyunlarla aralarinda anlasip hiç de akilli olabilecegine inanmadiklari halde, benim gibi bir Kürt’ü bir canli atom bombasi gibi kullanmamaliydilar. Bir gün Kürt’ün de aklinin basina gelecegi ve intikamini örgütleyebilecegi hesaplanmaliydi. Binde bir de olsa bu ihtimal de hesapta tutulmaliydi. Ortodoks Hiristiyanligin merkezinde her bakimdan Isa Mesih’in ruhunu yeniden çarmiha geren bu suç böylesine ucuz islenmemeliydi. Yahuda Iskariyotlugun çagdas türevi olunmamaliydi. Daha da kötüsü, sahtekârca açiklamalarla bu vahim ahlâksizlikla suçluluk örtbas edilmemeliydi. Fazla uzatmayacagim. Atina’da hazirlanan çarmihin veya tabutuma ilk çivinin çakilmasinin tarihsel ve insani anlami bu çerçevededir. Eger dürüst davranmak esas olacaksa, bunun hem siyasal hem de hukuki yönlerinin kesinlikli göz önüne alinmasi gerekir.

Ikinci çivi Moskova’da çakilmistir. Buna hiç sasirmadim ve kizmadim. Sikâyet etmeyi de pek anlamli bulmuyorum. En soylu degerlerine bile en asagilik biçimlerde vurdumduymaz kalan Ruslarin ve Hükümetinin herhangi bir insani ve ahlâki kaygi tasidigina ihtimal vermedim. Ruslar para için feda etmeyecekleri bir degerin olmadigini bu dönemde fazlasiyla kanitlamislardir. Avrupa Konseyi üyesi olarak Rusya, Avrupa Insan Haklari Sözlesmesine baglidir. Dolayisiyla parlamento durumunda olan Duma’nin bire karsi 298 oyla kabul ettigi siyasal iltica istemimi göz ardi edip, beni zorla Rusya’dan atmasi hukuk disidir. Bu da AB ve AIHM’ni ilgilendirir.

Avrupa’nin mukaddes baskenti Roma’da çakilan üçüncü çivi Papanin gözü önünde çakilmistir. Her ne kadar basta büyük insan Aziz Paul da Roma’da ilk öldürülen Hiristiyan olmussa da, benim için ölümden beter bir süreç dayatilmamaliydi. Avrupa ve Roma çagdas uygarligi temsil ettigi iddiasindadir. Roma 2000’e bir yil kala Saint Paul’a yapilan bir uygulamayi ikinci kez denememeliydi. Aynen onun gibi ben de Sam’dan geliyordum. Uygarlik üzerine bazi gerçekleri dilimin döndügü kadariyla anlatacaktim. Neden bu kadar kabul etmez duruma geldiler? 66 gün demirden bir kafes içinde tutar gibi, her tarafima çelik gibi polisler yerlestirerek gaddarca davrandilar. Ben henüz adini bile kabul ettirememis, hiçbir insani hakki taninmayan tarihin en eski bir halkinin varligini ve özgürlük istemlerini de dillendirecektim. Bunun Avrupa siyasal ve hukuki degerlerine göre bir hak ve demokratik talep oldugu açiktir. Bu hakka hiç saygi gösterilmedi. Kaçirtilmam için her sey yapildi. Çarmiha gerilmenin bütün psikolojik islevleri yerine getirildi ve postalandim. AIHM gerçekligin bu yönü üzerinde durup, AB’ne biçim ve ruh vermis olan baskent Roma’da neden böyle bir durum gelisti diye hesap sormali ve geregini göz önüne getirmelidir.

Kenya’nin baskentine kaçirilmam tamamiyla Avrupa ve ABD’nin ortak iradesiyle gerçeklesmistir. En asagilik rolü de simarik çocuklari Yunan Hükümetine oynatmislardir. Bunun hikâyesi uzundur. Kismen bahsettim. Bu kaçirilma ve Kenya Elçiliklerinde teslim etme gerçegini gerekirse sözlü olarak da AIHM’ne uzun uzun ve kanitlamali olarak anlatirim. Ipe çekme, paketi, tabutlugu veya çarmihi tasitma görevinin çok iyi terbiye ettikleri Afrika’nin Kenyali yamyamlarinin elleriyle gerçeklestirilmesi komplonun en kirli islerinden birisidir. Güya Avrupa tertemiz oldu, suçu Kenya isledi! Açik ki, Avrupa, halklari kirdirtmada epey tecrübe kazanmistir. Burada da basit bir siyasal cellât rolü oynatmistir. Kamuoyundan ve yasalardan çekindikleri için, biraz da bu taktigi devreye sokmuslardir. Yani Avrupa’da asla kirli is olmaz; olsa olsa yamyamlar arasinda olur!

Kenya’da ABD’nin rolü açiktir. Zaten ABD Baskani kendi rolüne, yani teslim etme emrine sahip çikmistir. Bence Yunan Istihbaratiyla CIA’nin bu dolabi Türkiye askina çevirmedikleri kesindir. Ölümümün Türklerin elinde gerçeklesmesini stratejik bir amaç olarak benimsediklerinden kusku duymuyorum. Ingilizlerin yaklasiminin da bu olduguna inaniyorum. Bana göre kismen benim kaba bir direnisçi gibi Türk düsmanligi yapmamam, kismen de Türk Genelkurmayliginin ihtiyatli yaklasimi, bu oyundan bekledikleri bombanin hem de benim sahsimda on binlerin canina mal olabilecek biçimde patlamasini önlemistir. 21. yüzyilin bir Kürt-Türk çatismasi yüzyili haline gelmesi önlenmistir. Fakat her iki tarafa da, hem Türklere hem de Kürtlere dostluk maskesi altinda oynanan bu oyunun tarihte esine hiç rastlanmayan, Bizans oyunlarindan da beter en alçakça ve serefsizce bir komplo oldugu açiktir. Hem Türklerin hem de Kürtlerin komplonun bu yönünü mutlaka görmeleri gerektigi inancindayim.

Israil, benim dünya çapinda tecrit ve teslim edilmemde belirleyici rol oynamistir. Benim Ortadogu’ya çikisimi ve Kürt hareketinde yeni bir çizgi gelistirmemi stratejik açidan kendine rakip ve tehlikeli bulmustur. Israil, geleneksel olarak Kürt hareketi denilince Irak Kürt isbirlikçi güçlerini esas almakta, çok yönlü iliskilerle onlar vasitasiyla tüm Kürtleri stratejik bir ag içine almaya çalismaktadir. Bu agi parçalamam ve oldukça bagimsiz hareket etmem, ayrica isbirlikçilerin hareket sahalarini sürekli daraltmam ve Arap sahasinda çok kalmam, hakkimda dünya çapinda strateji gelistirmelerine yol açti. Israil için sanirim Arafat’tan çok daha fazla istenmez bir durum arz ediyorum. Türkiye’yle benim hakkimda stratejik ittifaka girmelerinde bu etkenler temel rol oynamistir. Bu stratejinin Israil sagina ait oldugundan kuskum olmamakla birlikte, solu temsil eden Simon Perez çizgisince ne kadar benimsenip benimsenmedigi açiga çikmis degildir.

Israil 9 Ekim 1998’den önce bana el atmistir. 6 Mayis 1996 bombalamasindan haberi ve destegi vardir. Yunanistan’in ne kadar taseron olarak kullanildigi incelenmeye deger bir konudur. Basbakan Primakov’un beni Moskova’dan sürmesi kesinlikle Israil ve Yahudi lobisiyle baglantilidir. Bizzat son seferinde Ariel Saron’un geldigini hatirliyorum. Italya’yi ABD üzerinden sikistiran da Israil’dir. Londra’da, Avrupa’da istenmeyen adam olarak tavir çizilmesinin arkasindaki gücün de MOSSAD oldugu güçlü bir olasiliktir. ABD’yi aleyhimde teslim etme emrini vermeye zorlayan da Yahudi gerçegidir. Ben Israil’in bu tavrini hep Çikis’ta Musa’nin basina getirdikleri ve belki de öldürdükleri tavra benzetirim. Demokratik bir Ortadogu’da Yahudi halkinin da yerinin olmasini hep isterim. Yine Yahudi bilim, sanat ve felsefe gücüne hayranlik ve saygi duydum. Bana karsi yaptiklariyla kendilerine çok zarar verdiklerini her geçen gün daha iyi anlayacaklardir. Kürtler bu yönlü gerçegi gördükçe daha çok uyanacaklar, güçlerine kavusacaklar ve adaleti gerçeklestirebileceklerini kanitlayacaklardir.
die letzten 5 Artikel
Einstellungen
Artikel Bewertung
Ergebnis: 0
Stimmen: 0

Bitte nehmen Sie sich die Zeit und bewerten diesen Artikel:
Excellent
Sehr gut
Gut
Okay
Schlecht

Verwandte Links

Der meistgelesene Artikel zu dem Thema özel dosyalar: