LONDRA (11.04.2007)- Indpendent Orta Doğu muhabiri Robert Fisk, ABD’nin Bağdat güvenlik planını ele geçirdi. General David Petreaus tarafından 6 aylık çalışmayla hazırlanan plan, Irak içinde 30 güvenlik çemberi öngörüyor. Vietnam benzeri plan konusunda uzmanlar kötümser
Fisk’in ele geçirdiği yeni Bağdat
Güvenlik planı’na göre ABD,
Bağdat’ın 89 idari birimini 30 ayrı güvenlik
çemberi oluşturarak korumayı planlıyor. Irak’ta
bugüne kadar 3 bin 200’den fazla askerini kaybeden
ABD, bu plan ile Irak’a göndereceği yeni askerler
için de bir koruma öngörüyor.
Ancak plan hakkında yorum yapan uzmanlar, geçmişte
Fransızlar tarafından Cezayir'de, İsrailliler tarafından
Filistin’de ve Amerikalılar tarafından Vietnam'da denendiğini
ve tümünde başarısız olunduğunu belirtiyorlar.
İRAN’A
YÖNELİK SAVAŞ İÇİN ÖN HAZIRLIK
Ancak planın, Bağdat’ın güvenliğini sağlamak dışında
amaçlarının da bulunduğu belirtiliyor. Buna göre
Bağdat'ın güney ve doğusunda beş tümen
görevlendirilecek. Bu, 40 bin asker anlamına geliyor.
Tümenlerden üçü Bağdat'la İran
sınırı arasındaki bölgede konuşlandırılacak. Nükleer
programı nedeniyle İran'a yıl sonunda olası bir Amerikan ya da İsrail
saldırısı durumunda Tahran, sınırlarında büyük bir
Amerikan gücü bulacak."
Planın hazırlanma süreciyle ilgili bilgilere de yer veren
Fobert Fisk, “Aralarında Irak’ta görev
yapmış ABD ordusu generalleri, üst düzey komutanlar
ve bazı bilgilere göre en az 4 İsrail askeri yetkilisinin de
bulunduğu kursa katılanlar Irak’ta felakete
dönüşmüş savaşı ‘terse
çevirme’ üzerinde tartışmışlar”
diye yazdı.
Yeni Amerikan planı Bağdat’taki Pazar yerleri ile Şiilerin
hakim olduğu bölgeleri güvenlik altına almayı
öngörüyor. Askeri yaştaki erkeklerin
gözaltına alınması esas alınacak. Kimlik kartı projesi General
Petraeus’ın adamları –özellikle de kolonel
H.R. McMaster tarafından ile 2005 yılının başlarında Tel Afer kenti
etrafında oluşturulan silahlı adam ve silahların hareketliliğini
önleme amacıyla şekillendi. Petreaus bu planı
“başarılı” olarak nitelemişti, ancak Suriye
sınırına yakın Tel Afer giderek tekrar direnişçilerin
kontrolüne girdi.
BAĞDAT, IRAKLILAR
İÇİN YENİ BİR CEZAEVİ OLACAK
Plan çerçevesinde Bağdat’ta 30
güvenlik çemberi oluşturulacak. Irak ve
ABD’li güçler söz konusu
merkezlerde şüphe duydukları milisler ile sivilleri bir
birinden ayrıştıracaklar. Sivillere kimlik kartları vererek sivil
sokakları çembere alacaklar. Söz konusu
“bir araya toplanmış topluluklar” alanına sadece
burada ikamet edenler bırakılacak ve ABD-Irak
güçleri sürekli devriye gezecekler. Bunun
yanında “ziyaretçi” kimlik kaydı ile
sınırlı olarak bölge dışına çıkma izni verilecek.
Siviller kendilerini “kontrol altındaki topluluk”
cezaevlerinde bulacaklar.
Rober Fisk’in bu konudaki analizi ise planın demokrasi
konusundaki sorunları bir yana, başarısız olacağını savunuyor. Buna
göre “Teoride ABD güçleri,
askerlerin değişiyle ‘güvenlikli
çevreler’de yeniden fiziki yapılandırma
üzerinde durabilecekler. Ancak direnişçiler,
Irak’taki El Kaide’nin varlığına rağmen yabancı
değiller. Onlar bir araya toplanacak topluluklardan gelmedirler. Ve
eğer fark edilmezlerse onlar da kimlik kartı taşıyacaklar,
böylece çembere sızabilecekler.
Fisk’e bilgi veren ve Petraeus’un planı hakkında
derin bilgiye sahip Vietnam’da görev yapmış eski bir
rütbeli yaratacağı sonuçlar hakkında kuşkulu.
“Irak ordusunda görevli Sunni askerlerin ilk
bağlılıkları direnişçileredir. Şiilerin ise siyasi
partilerinin lideri ile milis güçlerinedir. Irak
ordusunda görevli her Kürd’ün ilk
bağlılığı Barzani yada Talabani’yedir. Bağımsız bir Irak
ordusu yoktur. Bu insanların başka çareleri yoktur.
Ailelerini açlık ile misillemelerden korumaya
çalışıyorlar. Belki bir zamanlar birleşik Irak’a
inanmışlar, sadık olmuşlardır. Ancak ABD’nin işgali ile
başlayan korkunç şiddet insanlarda var olan liberal
düşünceleri yakıp yıktı. Irak’lı
birliklerin içinde yer alan her Amerikalı sürekli
ölüm tehdidi altındadır.”
İSYANCILAR KANSER
HÜCRESİNE BENZETİLİYOR
FM 3-24 kodu altında oluşturulan yeni Bağdat Güvenlik Planı,
Güney Vietnam’da ‘sivil operasyonlar ve
devrimci yardım destek timleri’ adıyla denenmişti. Yeni
Bağdat projesi ise 1991 yılında Kürt mültecilere
yardım ve Afganistan’da ‘bölgesel kalkınma
timleri’ne atıfta bulunan Askeri işbirliği ile insani yardımı
birleştirmeyi öngören bir proje olarak tasarlandı.
Yeni Bağdat Planı FM 3-24’te yer alan analizlerde,
Irak’taki şiddeti ortadan kaldırmak için
isyancılara karşı nasıl hareket edilmesi gerektiği de vurgulanıyor.
Belgede kansere benzetilen isyancıların, cerrahi bir operasyonla
vücuttaki diğer organlara zarar vermeksizin kesilmesinden
bahsediliyor.
“ABD’NİN
KORUMAYA ALDIĞI ALANLAR İMHA OLABİLİR”
Ancak bir başka ABD’li rütbeli proje hakkında kendi
sonuçlarını şöyle açıklıyor:
“Ek güçler yerlerini almasıyla isyancılar
Kuveyt ile olan irtibatı kesmeye çalışacaklar. Aynısını
Bağdat’ta uygulayarak daha fazla helikopterin kullanılmasına
zorlayacaklar. Helikopterler devriye merkezlerine iniş ve kalkışlarında
hasas olacaklar ve düşman imha edebildikleri kadarını imha
edecekler. Planlarının ikinci ayağı ise devriye merkezlerinden birini
imha etmek olacak. Bunu ‘bir araya toplanmış
topluluklar’ alanındaki destekleyicileri aracılığıyla
içeri girerek gerçekleştirmeye
çalışacaklar. Amerikalılar şiddet
güçleriyle buna karşılık verecekler ve bu da koruma
altına alınan semtlerin imhasına yol açacaktır.”
İŞTE BAĞDAT
GÜVENLİK PLANI’NDAKİ BAZI İLGİNÇ TESPİTLER
FM 3-24 master planı 220 sayfadan oluşuyor ve içerisinde;
karşıt güvenlik planı, askeri eğitim, teknik ve tarih analizi
yer alıyor.
General David Petraeus ve General James Amos tarafından hazırlanan
planın bazı temel vurguları şunlar:
- Bazılarının gözünde, insanlarını koruyamayan bir
hükümet yönetme hakkını yitirir. Afganistan
ile Irak’ın bazı kesimlerindeki milisler, kimi yerlerde
güvenliği alt-üst ettikten sonra kendilerini
hükümet, toplumun güvenliğini sağlayan
arabulucu gibi yerleştirdiler.
- Usame Bin Ladin Afganistan’ın dağlarında temiz bir kişi
olarak taraftarlarına ilham veriyor ve işgalcileri cezalandırıyor. Bin
Ladin ve taraftarlarının kolektif ruh yapılarında onlar, batı
emperyalizmine karşı tarihi ümmeti sağlayacak islamın
askerleridirler.
- Misafir olunan ülkenin hükümeti meşruiyet
kazandıkça, toplum daha aktif destek sunmaya başlar.
Sonuçta toplum isyancıları, onların meşruiyet iddialarını
yok eden marjinal bir noktaya iterler. Ancak zafer bununla kazanılmış
olmuyor, zafere toplumun aktif desteğinin devamı sağlandığı taktirde
ulaşılabilir.
- ABD güçlerinin her hangi bir insan hakları
ihlali, yerel toplum içinde hızlı yayılabiliniyor. Meşru
olmayan eylemler güvenlik çabalarını
dinamitleyebiliyor. Tutuklulara kötü muamele gayri
ahlaki, hukuk dışı ve profesyonel değildir.
- Askerlerin barakalarında kalması, toplumla ilişkilerinin kopması,
korktukları izlenimi ile inisiyatifin isyancıların eline
geçmesine yol açıyor. Agresif devriye gezmeleri,
pusu kurmalar ve dinleme faaliyetleri yapılmalıdır, rizikolar
karşılığında toplumla ilişkiler korunmalıdır.
- Belgede Arabistan’ın Lawrence’nin şu
sözleri hatırlatılıyor: “Kendi ellerinle
çok şey yapmaya kalkışma. Arapların kabul ediliri sizin
mükemmel yapacağınızdan daha iyidir. Onların savaşıdır, siz
savaşı onlar için kazanmak için değil, yardım
etmek için ordasınız.”
- Belgede Napolyon’un İspanya’yı kontrol altına
almadaki başarısızlığının topluma istikrarlı bir ortam yaratamamasından
kaynaklandığı belirtiliyor. Belgede Napolyon’un
mücadelesinin 6 yılı aşkın ve başlangıçtaki 80 bin
askeri gücün 4 mislisine ihtiyaç duyduğu
belirtiliyor.
- En sertlerini ilk etapta kırmaya kalkışma. İsyancıların merkezini
direkt hedef alma. Bunun yerine, güvenilir
bölgelerden başlayarak dışa doğru genişlemeyi esas al.
Toplumun ekin tanesine karşı değil, onunla birlikte
yürü.
- Askerlerin çocuklarla ilişkilerine dikkat edin. Nostaljik
askerler, güvenliklerini çocuklara karşı ihmal
edebiliyor. Ama isyancılar gözlüyor. Askerler ile
çocuklar arasındaki dostluğu fark edebiliyorlar. Ya
çocukları cezalandırır ya da ajan olarak kullanırlar.
ANF NEWS AGENCY