ANF 22.07.2010-AKP'nin gündeme getirdiği özel ordu yapılanmasının JİTEM ve
kontrgerillanın yeniden faaliyete geçmesi anlamına geldiğini belirten
İstanbul Barosu avukatları, Kürt meselesinin çözümü için muhataplarla
diyalog geliştirmesini istedi
İstanbul Barosu’na bağlı kalabalık bir avukat grubu cüppelerini giyerek Baro önünde bir araya geldi. “Operasyonlar Dursun Silahlar Sussun Kürt Sorununda Barış İçin Demokratik ve Hukuki Çözüm” yazılı pankart açarak Galatasaray Meydanı’na kadar yürüyen avukatlar, sık sık, “Yaşasın Halkların Kardeşliği” ve “Bijî Biratiya Gelan” sloganları attı.
Grup adında hazırlanan açıklamayı okuyan Av. Ercan Kanar, iktidarın arkasına muhalefeti de alarak, Kürt sorununda denenmiş ama sonuç alınamamış uygulamalarla birlikte, yeni savaş politikalarını devreye sokmaya hazırlandığını belirtti. Sorunun çözümü için makul tek yolun operasyonların durması ve muhatapların diyaloga geçmesi olduğunu aktaran Kanar, anayasa değişikliklerini de ‘yamalı bohça’ ya benzetti.
Tüm toplumsal problemlerde olduğu gibi Kürt sorununda da ancak özgürlükçü, sorunun taraflarıyla müzakereci, demokratik bir yaklaşımla çözülebileceğine inandıklarını ifade eden Kanar, “Olağanüstü rejim yöntemleriyle, özgürlükleri militer güvenlik anlayışına kurban eden politikalarla, imha ve inkar yaklaşımlarıyla gelinen sonuç ortadadır. Son 30 yıllık çatışma sürecinin sonunda 50 bine yakın insanımızın kaybı, çevresel, tarihi, kültürel tahribat, yakılan yıkılan binlerce köy, zorla göç ettirilen yüz binler, tıklım tıklım dolan cezaevleri, faili meçhuller, gözaltında kayıplar, yoksul halkın sırtına binen savaş ekonomisi vs.” diye konuştu.
DEMOKRATİK AÇILIM BOŞ ÇIKTI
Demokratik açılım vaatleriyle bir süredir umutlanan toplumun, içi boş paketlerle hayal kırıklığına uğratıldığını dile getiren Kanar, “Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda, projesi ve siyasi irade kararlılığı olmayan adeta çözümden korkan iktidar, yanına ana muhalefeti de alarak, çareyi yine savaş politikalarını derinleştirmekte görüyor. Özel ordu ve yeni savaş kurumları hazırlıkları gündeme getiriliyor. Bu politikaların dünyanın her tarafında iflas ettiği evrensel bir gerçektir” dedi.
Özel ordu ve benzeri yöntemlerin yeni cinayet ve uyuşturucu şebekeleri üretmekten, sorunu daha da derinleştirmekten başka bir işe yaramayacağı uyarısında bulunan Kanar, “JİTEM ve kontrgerillalının yeniden organizasyonu anlamına gelecektir. 90’lı yıllarda sıkça yaşanan savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar, son ceset işkenceleriyle yine gündeme gelmiştir. Bu açık seçik devletin insancıl hukuk ilkelerinin ihlalidir. Çatışan taraflar, başta devlet olmak üzere, savaşın diğer tarafı PKK de, insancıl hukuk belgeleri olan Cenevre Savaş Sözleşmelerinin 3. Maddesine ek 2. Protokole uymak zorundadır” şeklinde konuşmasını sürdürdü.
DEVLET BÖLÜCÜLÜK YAPIYOR
İktidarın geleneksel militarist politikaları devam ettirmesi sonucu ırkçı politikaların 90’lı yılları aratmayacak tarzda tekrar gündeme geldiğine dikkat çeken Kanar, “Devlet bölücülük yaparak Karadeniz’de çalışmaya giden Kürtlerin çalışma, seyahat hakkını kısıtlayarak ırkçı ambargo sergilemektedir. Kürt politikacıların topluca tutuklanması, yargı önüne dahi henüz çıkartılmamış olmaları, Çocukların TMY’den yargılanmaları, çatışma halini daha da derinleştirmektedir” dedi.
Kanar, konuşmasının devamında şu noktalara dikkat çekti:
*Gerek sınır içi, gerekse her türlü silahın kullanıldığı sınır dışı operasyonlar sorunun bırışçıl çözümünü daha da ötelemekte, halklar arasında birlikte yaşama istek ve coşkusunu zedelemektedir. Bu çatışma ve sorun ancak sorunun taraflarıyla müzakerelerle çözülme şansı taşırken, mecliste grubu bulunan BDP ile diyalogdan kaçınılmakta, iktidar ve ana muhalefet partisi barış kapısını açma yerine savaş siperine kama yarışı yapmaktadır.
*Gelinen nokta her zamankinden daha kaygı vericidir. En önemli tehlike de halkların barış içinde yaşama hakkına ilişkin isteğin zedelenme noktasına gelmesidir. Gün, başta Barolar ve hukuk kurumları olmak üzere, tüm toplumsal örgütlenmelerin sorunun demokratik yönünde cesaretle, hakkaniyetle temelinde barış için seslerini yükseltmeleri günüdür. Hukukçular olarak sorunun çözümünde ilk adımı devletin operasyonları durdurmasında, PKK’nin de silahlı eylemlere son vermesinde görüyoruz.
*Yamalı bohça anayasa değişiklikleri değil, milliyetçi öğelerden arınmış, özgürlükçü, paylaşımcı ve tüm farklılıkları eşit ve temel haklarla donatan bir anayasa gereğine inanıyoruz.
*Seçim barajı, TMY ve Özel Yetkili Ağır Ceza mahkemeleri kaldırılmalı, ana dilde eğitim ve öğrenim hakkının yasal teminat altına alınması, yerel yönetimler demokratikleştirilmelidir.
*Sorunun çözümüne ortam hazırlayacak bir af yasasının gerekliliğine inanıyoruz. Gerçek güvenliğin, militer politikalarda değil, herkes için eşit ve kalıcı en geniş özgürlüklerde olduğunu gören anlayışın, yaşam biçimi haline gelmesi gerektiğine inanıyoruz. Halkların çıkarı, mutluluğu, ancak özgürlük, eşitlik ve adalet temelinde barış içinde yaşamaktan geçer.
*Bir kez daha haykırıyoruz ki; dillerin ve halkların hak eşitliği temelinde barış için ilk adım olarak operasyonlar durmalı silahlar susmalı