Feedback    Send News  
Languages
Zimanê navberê hilbijêrin:

English French Deutsch Italian Kurdish Turkish

Menü Kurdî

Kurdishinfo Search


SHARE
Share |

DOSYALAR!!!!

DTK Democratic Autonomy

KCK Statement 5 points

DTP Projeya Çareseriya Demokratîk

Kongra Netewiya Kurdistan-KNK

Cıwan Haco ile kaldığımız yerden...
Nivîskar DENIZ Dîrok: Şemî, 11. Hezîran 2005
löjl
kültür-sanat PARİS (10.06.2005) MHA- Kürt Müziği’nin sevilen büyük sanatçılarından Cıwan Haco, kenisi ile üç yıl önce Paris’te yaptığımız röportajda bir gün Amed’e gitmek istediğini ve bunun en büyük rüyası olduğunu söylemiş ardından bu rüyasını gerçekleştirmişti.
Kürt müziğinin sevilen sanatçısı Cıwan Haco ile bu defa gerçekleşen Amed rüyası, film projesini, önümüzdeki aylarda çıkacak yeni albümünü Güney Kürdistan’a ilişkin projelerini ve elbette müziğindeki değişimi konuştuk.

Türk devletinin Kürtlere karşı yürüttüğü kirli savaşın durması için sazıyla, sözüyle elinden herşeyi yapmaya hazır olduğunu söyleyen Cıwan Haco “Ben halkımla, milletimle birlikteyim. Onlarla yaşıyorum. Ben halkımdan kopuk yaşayamam, onlarsız hareket edemem. Doğal olarak onların yaşamı bana da yansıyor. “Si u Si Gule” ve “Destana Agiteki”yi söylediğimiz zamanlar halkımız beğenerek dinliyordu, birlikte söylüyorduk. Şimdi başka parçalar söylüyoruz yine halkımız, seviyor, beğeniyor. Hayatta, müzikte böyle bir şey. Yaşamın her döneminin, her merhalesinin kendine özgü duyguları bileşenleri var. Ve elbette müzikte de bu böyle” diyor.

- Sizinle yine üç yıl önce burda Paris’te yaptığımız röportajda bize birgün Amed’e gitmek istediğinizi ve bunun sizin en büyük hayaliniz olduğunu söylemiştiniz. Şimdi bu büyük rüyayı gerçekleştirmiş bir sanatçı olarak nasıl hissediyorsunuz kendinizi?

- Evet doğru. Gördüğüm en büyük rüyalarımdan biriydi ve sizinle paylaşmıştım. O kadar yıl beklediğim, özlediğim o güzel insanlar, o coşku, o büyük sevgiye dair olan rüyam gerçekleşti. Bu rüyanın gerçekleşmesi için yıllarca beklemek durumunda kaldım. Ama gerçekleşti işte. Bir milyon insan az değil elbette, ancak hayal edilebilecek bir şey. Bugün devletler bile bir milyon insanı bir araya toplayamıyor. Dönerken havaalanında iki gazeteci ile karşılaştım beni tanıdılar, yanıma geldiler halhatır sorduk sohbet ettik. Onlar da Amed’le ilgili sorular sordular, ben bunun benim için büyük bir rüya olduğunu onlara da söyledim. Ve onlar da bir milyon insanın toplanmasını müthiş bir olay olarak değerlendirdiler, ‘bu öyle sıradan, normal bir şey değil’ diyorlardı. Doğru tabi.

- Siz bu kadar insanın toplanmasını neye bağlıyorsunuz?

- Bu bir milyon; yüzyıllardır devam eden yasaklamalar, dilin yasaklanması, stranların, şarkıların yasaklanması, kültürümüzün yasaklanması ve kimliğimizin tanınmamasına rağmen ölmedik, işte burdayız, bu kültür bu sanat hala var ve devam ediyor diyen halkın sesidir. İşte biz ölmedik varız, var olacağız dedi bir milyon Amedli. Amedliler Kürtlerin bir dili, kültürü ve sanatı olan bir millet olduğunu ispat ettiler. Dillerine, kültürlerine, kimliklerine sahip çıktılar. Bizde bunu paylaştık, buydu benim rüyam, tabi ki insanın böyle büyük bir rüyayı gerçekleştirmesi çok güzel birşey.

- Kürdistan’a gittiniz, Kürtlerle görüştünüz, neler konuştunuz, nasıl geçti günleriniz?

- Bazen konuşmaya bile gerek kalmıyordu. Biliyor musunuz Kürtler hiç konuşmadan da birbirlerinin gözlerine bakarak da iletişebiliyor. Bugün Avrupa’daki Kürtler basit bir konuda bile saatlerce konuşabiliyor, tartışabiliyorlar ama Kürdistan’da bu böyle değil. İnsanlar birbirlerinin gözlerine bakınca birbirlerini anlayabiliyorlar.

- Neler hissettiniz Kürdistan’da, “Mala mına, Pay taxta mına” dediğiniz Amed de? Uzun yıllardır Avrupa’sınız hiç yabancılık çektiniz mi?

- Aynı dediğimiz gibi kendi evimizdeydik. Halkımı, dinleyicilerimi gördüm. Gezdik, yedik, içtik, sohbet ettik. Yabancılık ne demek.

- Peki Türkleri nasıl gördünüz, onların size davranışlarını?

- Doğrusu İstanbul’da karşılaştığımız bazı Türkler oldu. Kimse savaş istemiyor. Bu mesele artık çözülmelidir diyordu konuştuklarımız. Bu devirde böyle bir sorunu kimse kabul etmiyor artık. Ne Kürt halkı ne de Türk halkı. Halklar savaş istemiyor. Kimse artık anaların ağlamasını istemiyor. Bunca yıllık savaşta gördük Kürtler de Türkler de acılar yaşadılar. İnsanlar artık demokrasi ve barış içinde sorunlarını konuşarak tartışarak çözmek istiyorlar.

- Hülya Avşar’ın programına çıktınız, bunu eleştirenler oldu. Siz bu programı ve eleştrileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Öncelikle bugün Kürtler gibi Türklerin de Kürt sorununu konuşmaları elbette iyi bir şey. O programı bizim halkımız ve Türkiye’de yaşayan diğer halklar gibi Türkler de izledi. Bu yüzden bu çok olumlu birşey. Yarın beni yine davet etseler yine giderim. Çünkü aynı zamanda benim halkım da izliyor bu programları.

- Hülya Avşar da Kürt, halkından uzak da olsa, onunla neler konuştunuz?

- Valla günlük yaşamdan, merhaba, nasılsınız, gibi şeyler.

- Hülya Avşarla birlikte bir film yapacağınız söylendi...

- Doğrusu böyle bir plan vardı fakat olmadı. Bir Türk firması böyle bir film yapmak istiyordu. Sordular bende eğer halkımıza layık bir senaryo, halkımıza faydalı bir proje olursa olur, neden olmasın dedim. Sonra ertelendi. Zaman konusunda da kesin bir şey yoktu. Sonucu ne olur bilmiyorum.

- Senaryo hazır mıydı, okuma imkanınız oldu mu?

- Yok hazırlıkları bitmemişti daha. Daha sonra ne olur bilmiyorum.

- Peki eleştrililer konusunda ne söyleyeceksiniz?

- Herkes kendi penceresinden eleştrisini yapabilir. Ben birçok Kürdün de programı çok beğendiğini duydum. Kürtlerin çoğu programı çok sevdi. Bence iyi oldu.

- Yıllarca Türkçe müzik yapan Kürt sanatçıların bazılarının da Kürdistan’a gitmeye, Kürtçe söylemeye başlamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Ben bunu olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyorum. İbrahim Tatlıses’in Amed’de Kürtlerin Newroz Bayramı’na gelip Kürtçe söylemesi elbette olumlu bir şey. İbrahim Tatlıses artık hem Kürtçe, hem Türkçe söylüyorsa bu güzel birşey. Neden olmasın ki.

- Kürdistan ve Türkiye’ye gidişiniz sizde bir değişim yarattı mı? Beklemediğiniz, şaşırtıcı etkileri oldu mu, hayatınızda, hayalinizde, sanatınızda?

- Ben o kadar insanı bir arada görünce Kürt halkının yeniden dirildiğini, artık Ortadoğu’daki diğer halklar gibi yaşadığının ve ölmeyeceğinin kanıtını gördüm. Kürtler de artık komşuları Türk, Ermeni, Arap, Azeri ve Fars gibi Ortadoğu’daki bütün halklar gibi sağlam ve ayakta bir halk, bunu yerinde Kürdistan’ın kalbinde gözlerimle gördüm. Bizimde komşularımız, kardeş halklar gibi kendi dilimizi, kültürümüzü yaşama ve yaşatma hakkımız var. Kürtlerin de diğer halkların sahip olduğu bütün hakları yaşamaya, yaşatmaya hakkı var. İstedikleri gibi yaşama, hatta istediklerinde bağımsız devletlerini kurma, kendi kaderlerini tayin etme hakkı var. Bunu insanların artık anlaması gerekiyor.

- Güney Kürdistan’daki gelişmeler hakkında da düşüncelerinizi alabilir miyiz? Güney’deki federasyon çalışmaları, Talabani’nin Irak Devlet Başkanı olması....

- Bunları elbette çok iyi gelişmeler olarak görüyorum. Kürtler ülkelerinin bir parçasını kısmen kurtarıp özgürleştirdiler. Kürtler yeni yeni günlük yaşamlarını, işlerini düzene koymaya başladılar. Bu federasyonla orda yeni bir ülke oluşmaya başladı. Bütün bunlar son derece sevindirici gelişmeler.

- Sizin Güney Kürdistan’la ilgili projeleriniz var mı?

- Elbette. Önümüzdeki yakın süreçte başlayacak olan plan ve projelerimiz, programlarımız var. Duhok’tan Süleymaniye’ye kadar güzel bir programımız var.

- Tarih konusunda bilgi verebilir misiniz?

- Hayır şimdilik ancak bunları söyleyebilirim. Ama yakın bir süreçte olduğunu söyleyebilirim.

- Müziğinize ve albüm çalışmalarınıza baktığımızda sıcak savaş döneminde direniş ve isyanı destekleyen ağır parçalar, ağıtlar vardı. Ardından daha çok hareketli parçalar gördük. Bu değişimle ilgili neler söylemek istersiniz?

- Evet. Bende bu değişimi normal görüyorum. Ben halkımla, milletimle birlikteyim. Onlarla yaşıyorum. Ben halkımdan kopuk yaşayamam, onlarsız hareket edemem. Doğal olarak onların yaşamı bana da yansıyor. “Si u Se Gule” ve “Destana Agiteki”yi söylediğimiz zamanlar halkımız beğenerek dinliyordu, birlikte söylüyorduk. Şimdi başka parçalar söylüyoruz yine halkımız, seviyor, beğeniyor. Hayatta, müzikte böyle bir şey. Yaşamın her döneminin, her merhalesinin kendine özgü duyguları bileşenleri var. Ve elbette müzikte de bu böyle.

- Bunun sıcak savaş ve barış dönemi ile de ilişkisi var mı?

- Elbette ki. Yüzde yüz ilişkisi var. Savaş döneminde halk başka şeyler dinler, barış döneminde başka şeyler. Sanatçılar da böyledir. Bugün halkla konuştuğumuzda halk daha çok hareketli, neşeli müzikler dinlemek istiyor. Bugün daha çok günlük yaşamın sorunlarıyla uğraşan insanlar, bu sorunlarından biraz olsun sıyrılmak neşelenmek istiyor. Zaten insanların derdi, acısı sorunları çok fazla, bunları bugün müzikle de fazla dile getirmek onları bezdirir, karamsarlığa iter. Ben böyle değerlendiriyorum. Benim müzik arşivim böyle, “Si u Se Gule” de “Destana Agiteki” de diğerleri de benim arşivimin parçaları. Bütün bunlar bizim zenginliğimizdir. Biz ağıtları, acıyı dile getiren stranlar gibi aşk ve güzelliği, mutluluğu anlatan stranlar da söyleyebiliriz. Biz gençte olsak, yaşlansakta içimizde çağları aşan çok büyük bir aşk vardır. Ve ben yaşamım boyunca hep halkımla birlikte oldum, onun acısına, sevincine tanıklık ettim dile getirmeye çalıştım.Bu yüzden alnım açık, başım diktir. Çok şükür halkımda arkamda.

- Yeni bir albüm çalışmanız var sınırım bizi bu konuda da biraz bilgilendirirmisiniz?

- Evet doğru, yeni bir çalışmamız var. Kontratımızı Europa müzikle yaptık. Eylül ayında albümümüz çıkacak.

- Albümün ismi ne belli mi?

- Yok onu şimdi söyleyemem.

- Albümden, içeriğinden biraz bahsedebilir misiniz, yine bunun da ilk haberini biz verelim?

- İnanın şimdi söyleyemem. Şimdi ne söyleyebilirim ki. Çok çeşitli, hem slow hem hareketli parçaların olduğu çok renkli bir albüm. İçinde hem gençliğe hem de değişik kesimlere hitap eden stranlar var. Günümüzdeki durumu anlatan parçalar da var. Albüme ilişkin ancak bunları söyleyebilirim.

- Bu arada Türkiye bir yandan AB’ye girmeye hazırlanırken diğer yandan yeniden Kürtlere yönelik kapsamlı bir imha hareketine, operasyonlara başladı. Bu güncel durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Ben savaşa karşı bir insanım. Annelerin acı çekmesini istemiyorum. Hem Kürt anneleri hem Türk annelerinin acı çekmesini istemiyorum. Bu sorunlar savaşla çözülmez. Üstelik herkes bu savaşa karşı. Türk devleti bölgede yaşayan halkların karşı olduğu kirli bir savaş yürütüyor. Bu meseleler ancak masada, demokratik bir ortamda, barşçı bir şekilde çözülebilir. Türkiye’nin eninde sonunda geleceği nokta budur. Kürt sorunu ancak barışçı ve demokratik bir ortamda diyalogla çözülebilir. Tabi Türkiye’nin AB’ye girme çabaları elbette güzel. Ama Türkiye bunu yapmak istiyorsa demokratikleşmek zorundadır. Ki büyük bir kesim demokrasiden ve sorunların çözülmesinden yana. Fakat Türkiye’de hala demokratikleşme ve Kürt sorunu dahil birtakim sorunların çözülmemesi için ayak direten küçük bir kesim var. Ama ben bunların çok da böyle devam edebileceğine inanmıyorum.

- Bunun için Kürt ve Türk aydın ve sanatçılarına bir mesajınız var mı?

- Elbette. Sanatçı ve aydınların bu kirli savaşa karşı durması gerekiyor. Ben bu savaşa karşıyım. Bu kirli savaşın durması için ben üstüme düşen herşeyi yapmaya hazırım. İstediğiniz zaman istediğiniz yere gitmeye hazırım yeterki bu savaş dursun. Tekrar söylüyorum bölgedeki bütün halklar, analar bu savaşa karşılar. Ben sesimle, sazımla barış için, Kürt sorununun çözümü için nereye ne zaman istenirse gitmeye hazırım. Bütün Türkiye’de ve Ortadoğu’da sorunların barışçıl bir şekilde çözümü için yapabilecek herşeyi yapmaya hazırım. Sorunlar ancak diyalogla, konuşarak, önyargısız ve segiyle ötekiyi kabul ederek çözülebilir. Şiddetle hiçbir yere gidilmez, hiçbir sorun çözülemez. Bu mesele artık çözülme aşamasına gelmiştir, yeter artık.

MURAT AKTAŞ/MHA
MHA NEWS AGENCY
5 nûçeyên dawî
Seçenekler
Nirxpêdana nûçeyê
Nirxpêdana nêzîk: 2
Tevayî deng: 40


Tikaye ji bo ku hun nirx bi vê nûçeyê bidin kêliyekî xwe bidin.:
Bê hempaye
Gelek base
Base
Nivco ye
Xirab

Girêdanên têkildar

Nûçeya ku herî zêde hatî xwendin: kültür-sanat: