DIHA 22.02.2008
DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, türban tartışmaları konusundaki tartışmaların tarafı olmadıklarını, özgürlüklerden yana olduklarını söyledi. AK Parti ve MHP arasındaki mutabakatın Türkiye'ye demokrasi getirmeyeceğini ifade eden Tuğluk, gündemdeki kara harekâtına yönelik ciddi uyarılarda bulundu. Tuğluk, "Kara operasyonu, Kürtlerin birlikte yaşama noktasındaki inancını zayıflatacaktır. Böyle bir harekât sonrasında bölgede yeni dengeler ortaya çıkacaktır.
Çok doğal olarak
Kürtler yeni dengeler içerisinde
kendilerini yeniden konumlandıracaktır" dedi. Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül'e sorunun çözümü
için "DTP'yi muhatap alın" çağrısı yapan
aydınların önerisini değerlendiren Tuğluk, muhatap olmaya
hazır
olduklarını söyledi.
Türkiye'deki gelişmeleri değerlendiren DTP Diyarbakır
Milletvekili
Aysel Tuğluk, türban sorunundan siyasal İslam'a, CHP'nin
siyasal
İslam'daki rolünden, yapılması
düşünülen kara harekâtına kadar
birçok
konuya ilişkin DİHA'nın sorularını yanıtladı.
* Uzun süredir devem eden türban tartışmalarını nasıl
değerlendiriyorsunuz?
Partimiz türban tartışmalarının bir tarafı olmadığını
çok açık ve
net ifade etti. Her zaman olduğu gibi ilkesel bir tutum sahibi olduk.
Bu konuyu kişi hak ve özgürlükler
çerçevesinde ve inancın bir gereği
olarak bu mağduriyetin ortan kaldırılması
çerçevesinde ele alıyoruz.
Ancak, türban etrafından oluşturulan çatışmaların
temelinde, Türkiye
siyasetinde bir hegemonya kurmak isteyen iki siyasal anlayışın iktidar
çatışması var. Bunun bir tarafında AKP'in temsil ettiği
muhafazakâr
çizgi, diğer tarafında ise ulusalcı çizgi.
Türban maalesef bu iktidar
çatışmasında bir araç bir malzeme durumuna
getirilmiş durumda. Biz AKP
ve MHP'nin siyasal İslam temelli çizgisinin de, CHP'nin
sahte laikçilik
anlayışının da dışında olaya bakıyoruz. Tamamen inancın bir gereği
olarak genç kızlarımızın mağduriyetine neden olan bir
sorunun ortadan
kaldırılması temelinde bir irade gösterdik.
Türkiye'de türban etrafında
çok ciddi kutuplaşma söz konusu. Toplum
öyle bir duruma getirildi ki,
laikler ve anti laikler, ilericiler, gericiler,
muhafazakârlar,
modernistler gibi ayrımın içine sokuldu. İlerde bu
çatışmanın giderek
toplumsal bir bölünme parçalanmaya yol
açacağını düşünüyorum. Bizi hep
bölücülükle suçlayanlar
asıl bölünmeyi bu konu üzerinden
geliştirmeler
çalışıyorlar.
* MHP baştan beri AK Parti ile ittifak yaptı. MHP, AK Parti ile yaptığı
bu uzlaşmanın altında nasıl bir mutabakat var?
AKP muhafazakar siyasetine MHP'yi de dahil ederek siyasetine
otoriter bir öz kazandırmış oldu. Ayrıca Kürt
sorununda orduyla
uzlaşarak, sınır ötesi operasyonla siyasetine militarist bir
özde
katmış oldu. AKP, MHP ve ordu uzlaşmasında kesinlikle bir demokrasi
çıkmaz. MHP bütün ideolojisini
Kürt inkârı üzerine kurmuştur. Ordunun
zaten yaklaşımını biliyoruz. Bütün amacı
Kürt demokratik hareketini
tasfiye etmektir. AKP'nin bunlarla uzlaşmasında kesinlikle zarar
görecek olan demokrasi güçleri ve
Kürt halkı olacaktır. Bu ittifaktan
demokrasi beklemek son derece yanılgılı bir yaklaşım olur. Zaten AKP bu
ittifakı ile Kürt sorunun demokratik
çözüm şansını da kaybetmiştir.
Çözümü çok istediği
düşüncesinde değilim ama istese bile artık bu
sorunu çözme şansını bu ittifak ile sonuna kadar
kaybetmiştir.
* DTP de türban 'evet' dedi. DTP'nin bu tavrı AK Parti ve
MHP'ye
destek şeklinde algılandı. Siz bu ittifaka destek verdiğinizi
düşünüyor
musunuz?
Ben Meclis'teki konuşmamda çok net ifade ettim. Yaratılan
kutuplaşma
ya da bu bloklar toplum açısında tehlikeli. Her iki
çizgisinde
halklarımıza demokrasi adına getireceği hiç bir şey yok. Tam
aksine
toplumu kutuplaştıran, çatıştıran ve gerginliğe neden olan
bir birleşme
olduğunu söyledik. Sadece Kürtler
açısından söylemiyorum, Türkiye
toplumu iki seçenek kuşatması içine alındı. Biz
orada, iki seçeneğin
Türkiye'nin geleceği açısından
çözüm olmadığını gördük
ve üçüncü
seçeneğin olduğunu ortaya koyduk. Biz
üçüncü seçeneğin
temsilcisi
olarak kendimizi ifade ettik.
Üçüncü seçenekte, uzun
süredir toplumun
gündemine sokmaya çalıştığımız Demokratik
Cumhuriyet seçeneğidir.
Demokratik Cumhuriyet seçeneği tüm bu iktidar ve
rant çatışmalarını
dışında toplumu esas alan ve tüm kimliklerin ve
inançların bir arada
yaşamasına dayalı barışçıl bir sistem. Halkımız
çok iyi bilmeli ki,
bize dayatılan iki seçenekte kesinlikle bir
özgürlük seçenekleri
değildir. AKP iktidarı geçmiş dönemde
çok takiyeci bir siyaseti ile
çeşitli kesimleri yanına alarak, özelikle
Kürt Demokratik Hareketi'e
karşı çok kirli ilişkiler içerisine girdi. Bazı
işbirlikçi Kürtleri de
yanına almaya çalıştı. Bu anlamda bazı liberal kesimleri de
etkiledi.
* Siyasal İslam tehlikesinden öz ettiniz. CHP de buna karşı
katı bir
refleks gösteriyor. CHP'nin siyasi İslam tehlikesinde payı yok
mu ?
Türkiye'de siyasal İslam adı altında özelikle ABD
öncülüğünde bir
proje hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bunu
çok çeşitli emareleri var.
Diyarbakır'da yüzlerce sivil toplum
örgütü adı altında
örgütlenen
cemaatleri ve tarikatları başka nasıl izah edebiliriz? AKP
özelikle
Kürt Demokratik Siyasal Hareketi'nin önüne
geçmek için, onun
kazanımlarını, değerlerini ortadan kaldırmak için, bu
tarikat ve
cemaatleri kendisine dayanak yapmaya çalışarak
örgütlemeye çalışıyor.
Kürtler geçmişte Hizbullah gibi bir vahşeti yaşadı.
Binlerce insanımızı
bu vahşet sonucu kaybettik. Bu tehlike tekrar uygulanmaya konuluyor.
Biraz yöntem değişikliği ile hayata geçiriliyor.
Geçmişte fiziken
öldürme üzerine bir yöntem
uygulanıyordu. Şimdi ise zihnen bir öldürme
bir kuşatma altına alma söz konusu. ABD Türkiye'yi bu
anlamda ılımlı
İslam modeli uygulayarak, Ortadoğu'da bir model oluşturmaya
çalışıyor.
Bu model son derece tehlikeli bir model. Eğer bu şekilde bir proje
hayata geçirilse, asıl bölünme o zaman
yaşanacak. Siz Kürt Demokratik
Hareketi'nin önünü almak için,
gladio tipi dini bir örgütlenmeler
yaratmaya çalışırsanız yarın bu oluşumlar size de
döner. İsrail
geçmişte El- Fetih'e karşı Hamas'ı destekledi. Ama şu anda
kendisi
açısından en tehlike olarak Hamas'ı
görüyor. Nakşicilik burada çok
önemli. "Nakşicilik, bir devlet tarikatı haline getirildi"
söylemimizin
altında son derece somut verileri var. Nakşicilik sadece
Türkiye'ye ye
özgü bir durum değil. Uluslararası ayakları olan bir
tarikatlaşma. Çok
iyi biliyoruz ki, bir ayağı Suudi Arabistan'da, bir ayağı Suriye'de,
bir ayağı Kuzey Irak'ta, diğer ayağı ise ABD'ye uzanıyor.
Tarikatlaşmanın temel hedefi Türkiye'yi ılımlı bir İslam
modeli
çerçevesinde yönetmektir. Toplumu
birçok kere buna karşı uyarmaya
çalıştık. Sosyal demokrat, sol kimlikli bir parti olduğunu
söyleyen CHP
gibi bir partinin burada çok büyük
günahının olduğunu düşünüyorum.
Toplumun alternatifsiz kalmasında CHP siyasetinin
büyük rolü var. CHP
har zaman Atatürk'ün partisi olduğun ifade eder. Ama
bana göre
Atatürkçülüğe en
büyük darbe CHP tarafından vurulmaktadır. Siyasal
İslam karşısında demokratik cumhuriyet kazanımları tehlike altındadır.
Hatta kaybedilmiştir. Artık bu tarikatlaşmalara giderek toplumun
tüm
kesimlerinden devleti ele geçirmeye kadar uzantıları vardır.
Proje adım
adım gerçekleştiriliyor.
* Başbakan Erdoğan'ın Almanya'da asimilasyona ve anadilin
önemine
ilişkin açıklamaları oldu. Bu açıklamayı nasıl
değerlendiriyorsunuz?
AKP sınır ötesi operasyona izin veren bir partidir. AKP'den
Kürtler
adına bir çözüm beklemek çok
yanılgılı bir durumdur. Maalesef AKP'nin
şöyle bir özelliği var. Kendisini modernist ve
liberal gibi gösteren
bir parti. Ancak özde kesinlikle muhafazakar ve otoriter bir
partidir.
Siyasetinde takiyeyi çok iyi uygulayan ve çok
yanıltıcı bir siyaset
izleyen durumdadır. Bugün burada bir şeyler söyler,
yarın gider başka
bir yerde başka bir şey söyler. 20 milyonu aşkın bir halkın
kendi
dilini, kimliğini, kültürünü
güvence altına alacak, bunun hukukunu
oluşturacak iktidar gücü olarak bir adam atamadan,
gidip Almanya'da
asimilasyonun bir insanlık suçu olduğunu söylemek
olsa olsa sahte
siyasetin kendisi olur. İkiyüzlü bir siyasettir
diyorum. Kürt halkının
bu konuları çok iyi takip etmesi gerekiyor. Halkımız bu
sahte
kuşatmanın bir aktörü haline getirilmemeli diye
düşünüyorum. Bizlerinde
bu kuşatmaya karşı halkımızı korumamız gerektiğini
düşünüyorum. AKP
siyaseti Kürt sorununu, operasyonlara izin vererek orduya 'siz
imha ile
sonuç alın' diyor. Kendisi de yerel seçimlere
endeksli olarak, Kürt
halkının kazanımlarını ele geçirerek, siyasetten bir
kuşatmayı
gerçekleştirmeye çalışıyor. Kürt halkını
işbirlikçi yaparak sistem
içerisine çekme gibi amacı var. Bu mantalite
içerisinde baktığımızda,
Erdoğan'ın konuşmaları kendi partisini ideolijik ve politik yaklaşımı
itibari ile tam uyuşan bir durumu ifade ediyor.
" İlkbaharda kara operasyonun gerçekleşeceğine
dönük görüşler var.
Sınıra yoğun olarak sevkiyatlar yapılıyor. Olası bir kara harekatı
önümüzdeki süreç
açısından nelere yol açar?
Başlatılacak kara operasyonu Türkiye'nin cehennem ortamına
dönüştürülmesini ifade eder.
Operasyonlardan sonra yaşamını kaybedecek
her gencimizin vebalı AKP, MHP ve ordu ittifakına ait olacaktır. CHP
faşizan düzeye varan çizgisiyle bu vebali taşıyan
bir partidir. Kara
operasyonu, Kürtlerin birlikte yaşama noktasındaki inancını
zayıflatacaktır. Bu inancın kaybolmasına yol açacaktır.
Böyle bir
harekat sonrasında bölgede yeni dengeler ortaya
çıkacaktır. Çok doğal
olarak Kürtler yeni dengeler içerisinde kendilerini
yeniden
konumlandıracaktır. Pek çok dengenin işin içine
girdiği bir ortamda,
çözüm giderek zorlaşacaktır. Asıl bu
operasyon Türkiye'yi bölecek ve
parçalayacaktır. DTP olarak bu tehlikeli
çözümün haklarımıza
uygulanmasına karşı çıkmak durumundayız. Ordunun kendisi
bile artık
operasyonlarla bu sorunun çözülemeyeceğini
ifade ediyor. Ama görüyoruz
ki Erdoğan, kraldan daha fazla kralcı davranıyor. PKK de sorunun
şiddetle çözümlenmeyeceğini ifade ediyor.
O zaman yapılması gereken
demokratik siyasetin ve barışçıl
çözümün
önünü açmak olmalıdır. Bu
tehlikeli yola girilmeden, sorunun barışçıl demokratik
yöntemlerle
çözümü noktasında, aydınların
Cumhurbaşkanı'na sundukları esaslarda
gözetilerek sorunların operasyonla
çözülmeyeceği bilinmelidir. Sosyal
ve siyasal realitelerine ve Kürt halkının değerlerine saygılı
çözümleri
barış bir şekilde çözmenin yollarını arayalım. DTP
olarak temel
misyonumuzun bu çerçevede oynamak zorunda
olduğumuzu biliyoruz.
Meclis'te grubu olan bir partiyiz. Bu konuda bizim açımızdan
muhataplık
olabilir, arabuluculuk olabilir, ya da ön açıcılık
olabilir, bu sorun
çözümü için her konuda
yapılması gerekenler bizim tarafımızdan sonuna
kadar yapılacaktır. Hepimiz biliyoruz ki, ordu ve PKK arasında gelişen
bir çatışma var. Bu çatışmaları sona erdirmek bir
defa bu realiteleri
görmek ile mümkün. Hepimiz biliyoruz ki bu
realiteleri görmeden bu
sorunlar çözülmez.
* Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Abdullah
Gül ile görüşen
aydınlar, kendisine 'DTP'nin muhatap alınmasını' önerdi. DTP
böyle bir
misyonu üstlenmeye hazır mı ?
Evet. Kesinlikle bu misyonu üstlenme
gücümüz var. Halk bize bu
misyonu yükledi. 22 Temmuz'da DTP'ye verilen oyların diğer
anlamı da bu
misyonu yüklemektir. Halk sorunun demokratik
çözümünü talep ettiği
için
bize bu misyonu yükledi. Bizleri birer aktör olarak
Meclis'e gönderdi.
Zaten AKP'ye giden Kürt oyları da bu sorunun demokratik
zeminde
çözümünü talep eden
oylardı. DTP'yi dışlayarak bu sorunun
çözümünü
aramak bir çözüm getirmez.
Çünkü Cumhuriyetle sorun yaşayan,
Cumhuriyet
ile hukukunu arayan bir kitlenin temsilciyiz. O nedenle DTP'siz bir
çözüm sorunu ortadan kaldırmaz. Şuana
kadar bu misyonun gereklerini
getirememiş olabiliriz. Bizim böyle bir
rolümüz var. Bizler bu rolü
oynamak durumundayız.
* PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın Türkiye'ye teslim
edildiği 15 Şubat
tarihinde özelikle bölge illerinde ciddi
gösteriler yapıldı. Cizre'de
bir genç yaşamını yitirdi. Bu eylemlerle Kürtler
nasıl bir mesaj vermek
istedi?
Halkamızın son derece coşku ile Şırnak'a gerçekleştirdiği
yürüyüş
çok iyi okunması gerekiyor. Halk orada devlete
çok ciddi mesajlar
verdi. Öncelikle kendi mücadele ve değerlerine sonuna
kadar sahip
çıkacağını gösterdi. İkincisi de operasyonların ve
tasfiye
hareketlerinin çözüm olmadığını
göstermiştir. 15 Şubat vesilesi ile
gerçekleştirilen eylemlerde aslında Kürtlerin kendi
kimliklerine,
değerlerine sahip çıktığının göstergesidir.
Kürtler değerleri ile bir
çözüm talep ediyor. Sayın Abdullah
Öcalan'ın 10 yıldır sorunun barışçıl
çözüm noktasındaki iradesinin
görülmemesi ve tecrit altına alınmasına
ve sesinin kısılmasına karşı bir tepki ifade ediyor. Halk tarafından
verilen bu mesajın bu iradenin dikkatle okunması gerektiğini
düşünüyorum. Bunu okuması gereken de
hükümettir. Cizre'de 15 yaşında
bir çocuğun vahşice panzer altında ezilerek
öldürülmesini kınıyorum.
Yahya Menekşe ve onun gibi çocukların anısına barışı daha
güçlü
savunmak durumundayız. Barışı onlara armağan etmek durumundayız.
* Yerel seçimler ve bahsettiğimiz sorunların karşısında
önümüzdeki dönem DTP'nin rotası ne
olacak?
AKP Kürtlerin bütün demokratik kazanımlarına
göz dikmiş durumda.
Bunun için çok farklı ilişkilere gireceğini
biliyoruz. Tarikatlar ve
cemaatleri de bu eksende kullanmaya çalışıyor. Bunun
karşısında
halkımızın gerçekten büyük
mücadele ile yarattığı değerlerini böyle bir
partiye teslim etmeyeceğiz. Daha çok demokratik ve
halkçı siyasetimizi
geliştirerek halkımızı bu kuşatma cephesi içinde korumanın
siyasetini
hayata geçirmeye çalışacağız. Daha çok
halkımızla buluşacağız. Bu
samimiyetsizlikleri halkımızın önüne koycağız.
Halkımızla
bütünleşeceğiz. AKP asla şöyle bir yanılgıya
kapılmasın. Bizler değil
kazanımlarımızı AKP'ye teslim etmek,
önümüzdeki dönem
sürdüreceğimiz
çalışmalarla kazanımlarımızı daha da yükseltmeyi
hedefliyoruz. AKP
bizim belediyelere gözünü dikeceğine,
Kürt sorununun demokratik
çözümüne ilişkin bir takım
stratejik kararlar almak durumunda. Geçmişte
AKP'ye yönelim bizlerde kaynaklıydı. Bizler halkımızı bu
kuşatmaya
karşı koruyacak politikaları üretemedik. AKP'yi yeterince
deşifre
edecek politikalarda yetersiz kaldık. Ancak herkes AKP'nin
gerçek
yüzünü sınır ötesi operasyonlarla
gördü.
(vp)