Kurdish Info 07.03.2008 Türk devleti ABD’nin siyasi, askeri ve istihbarat desteği ve hem bölgesel hemde uluslararası güçlerinde onayıyla gerilla güçlerine karşı 16 Aralık’ta havadan, 21 Şubat’ta ise Behdinan alanına 8 gün süren kara operasyonuna iliskin kafalarda olusan soru isaretlerine Roj Welat degerlendirdi. Roportaji oldugu gibi yayinliyoruz.
Kara operasyonu
beklenenden çok daha kısa sürdü. Erkenden
geri çekilmenin nedenlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sorunuza cevap verebilmek için hem geçmiş hemde
yakın tarihi irdelememiz gerekir.
Örgütümüz ve halk
açısından olduğu kadar, bölgemizde yaşanan
gelişmelerle bağlantılı olarak bunu bir bütün olarak
değerlendirmek lazım. Buradan yola çıkarak daha anlaşır
kılınabilir.
Kısaca izah edecek olursak, bildiğiniz gibi, 1 Eylül 2006
yılında, gerek Türkiye’deki bazı demokrat
çevrelerin, gerekse Güney Kürdistan
bölge hükümetinin, Irak’taki kimi
yetkililerin ve Uluslararası bir takım güçlerin
girişimleri sonucu örgütümüz
tarafından 5. kez tek taraflı bir ateşkes ilan edildi. Bu
süreç bir yıl kadar
sürdürürdü. Bununla hem
örgüt hem de halk olarak Kürt sorununun
demokratik ve barışçıl yollarla
çözülmesi gerektiğini dile getirdik. Bu
arada halkımız tarafında birçok
yürüyüşler ve açıklamalar
yapıldı. Karşı taraf ise buna cevaben halkımıza,
örgütümüze ve gerilla
güçlerimiz üzerindeki saldırılarını
boyutlandırarak sürekli imha ve inkâr
yaklaşımlarından ısrar etti. Böylelikle
süreç boyutlanarak devam etti ve 17 Ekim 2007
tarihinde Türk parlamentosu sınır ötesi operasyon
için tezkere kararı çıkartı. Tüm bu
savaş kışkırtıcılığına rağmen,
örgütümüz, 1 Aralık 2008 tarihinde
sorunun barışçıl yöntemlerle
çözümü amacıyla 7 maddelik bir
deklarasyon yayımladı. Ardından 16 Aralık 2007 de yayınlanan
deklârasyona karşı, Medya savunma alanlarına yönelik
havadan yoğun bombardıman geliştirildi. Deklarasyona verdikleri
karşılık hava saldırısıydı. Gerek Hükümetin, gerekse
Genel Kurmay tarafından yapılan açıklamalara da dayanarak
bundan çıkarılacak mesaj gerilla
güçlerine teslimiyet dayatılmaktaydılar. Yani
“Kürt sorunu ancak ve ancak imha ve inkar
politikalarıyla çözüm bulabilir”
denilmekteydi.
Böylelikle 21 Şubat 2008 tarihinde de gerillayı
tümden imha amacıyla, Behdinan alanında kara operasyonu
başlatılmış oldu. Bu operasyonlar parça parça
askeri, siyasi olarak sürece yayılma amacını taşıyordu.
Özellikle ABD Dış işleri Bakanlığında belirlenen ve eski
statükoya dayanan imha ve inkar siyaseti yanında, İsrail
devletinin de teknolojik desteğini de arkasına alarak kara operasyonu
geliştirildi. Kara operasyonu sürecinde yoğun bir psikolojik
savaş yürütüldü. Özellikle
halkımıza, Ortadoğu halklarına yönelik
yürütülen bir psikolojik savaştı.
Türk medyası burada denilebilir ki birinci derecede rol oynadı.
Türk ordusu tarafından 8 gün süren kara
operasyonu sürecinde hiç beklemedikleri
düzeyde gerilla güçlerimizin direnişiyle
karşı karşıya kaldı ve operasyon boşa çıkarıldı. Sekiz
günlük savaş sonucunda HPG Anakarargah Komutanlığı
tarafından yapılan açıklamada 9 şehidimizin ve10 kadar da
yaralımızın olduğu belirtildi.
Türk ordusunun ise gözle görülen
102 ancak bu süreçte 130’u aşan kayıpları
ve bir o kadar da yaralıları söz konusu. Bunların
içerisinde donarak ölenler var. Yine, karadan
yapılan operasyona destek amaçlı helikopter, uçak
gibi yoğun hava saldırıları, top ve obüs atışlarıyla yapılan
bombardımanlar desteğinde gerçekleştirilen bir kara
harekatıydı. Basite almamak gerekir. Türk ordusu ve Medyası,
on bin kadar asker ve üç bin kadar Özel
Kuvvet gücünün kullanıldığını
açıklasa da, kanaatimce bu bölgede sınır hattı
dahil yaklaşık 30 ile 50 bin arası personelin bu operasyonda yer
aldığıdır. Fakat gerillanın kahramanca direnişi ilk saldırıları kırdı.
Türk Ordusunu savaşın 3. gününden sonra
büyük bir çıkmaza soktu. O dönem
HPG Anakarargah Komutanlığının açıklamasında,
düşmanın geliştirdiği saldırının kırıldığı, askerin
çıkmaza girdiği, önümüzdeki
günlerde gerilla tarafından bir süpürme
hareketine girişileceği belirtmişlerdi. Sonuçta
öyle de oldu. Bu direniş halkımıza büyük bir
moral kaynağı oldu. Halkımızın her zaman olduğu gibi kendi evlatlarına,
kahraman gerillalarına sahiplenmesi çok önemli ve
büyük bir destek oldu.
Amed başta olmak üzere birçok alanda
büyük serhıldanlar yaşandı. Gerilla
güçlerimiz bu direnişi sergilerken, Güney
Kürdistan’da da Amediye ve
Bamerni’de Türk ordusuna ait
üslerde bulunan tankların çatışma
bölgelerine geçmek isterken, halkımızın
kadın, çocuk, yaşlı ve gençlerle operasyonun
birinci ve üçüncü
günlerde olmak üzere iki defa bu tankların
önüne geçerek geçişlerine engel
oldular. Amediye’ki halkımızın bu tavrı ulusal birlik ruhunun
gelişmesi anlamında büyük bir anlama sahiptir.
Hewler’de Süleymaniye’de, yani
Kürdistan’ın dört parçasında,
yurt dışında bulunan halkımız gerillaya ve ulusal demokratik haklarına
sahiplenme temelinde büyük bir duruş sergilediler.
Gelenin aşamada, hem ulusal hem de bölgesel anlamda
Kürtler için yeni sürecin başladığı
anlamına gelmektedir.
Neden operasyon erkenden
geri çekildi?
Operasyonun kısa ve uzun sürmesinde gerillanın hazırlığı ve
direnişi belirleyici oldu. Güçlü bir
direniş gösterilmemiş olsaydı, daha uzun sürecekti.
Şunun iyi bilinmesi gerekir, Türk ordusu ile gerilla
güçleri arasında ciddi farklılıklar söz
konusudur. Asker başa bu savaşta gönüllü
değildir. Amaçsız, verilen savaşa fazla anlam
biçmeyen ve çoğunluğunun da anlamsız bulduğu ve
zorunlu geldikleri bir savaştır. Bu durumda ki bir askerin kaygı ve
korkuları büyük olur. Savaş kaygı ve korkularla
yürütülmez. Oysaki gerilla
gücü başta bu savaşta
gönüllüdür. Savaşın neye ve kimlere
hizmet edeceğin iyi biliyor. İnsanca ve onurlu bir yaşam
için kendisine bırakılan tek seçenektir. Bu
savaşı kazanamazsa halkı ve ülkesiyle birlikte her şeyini
kaybedecektir. Gerilla tüm gücünü
amacının büyüklüğünden almaktadır.
Onun için inancı, moral
üstünlüğü, ideolojik, politik ve
askeri teknik donanım anlamındaki hazırlığı tamdı. Esas olarak
gerillanın direnişini yaratan bu temel değerlerdir.
Türk ordusu ve medyası farklı dillendirse de,
yaşanan gerçeklikler farklıydı. Gerillanın direnişinin elde
ettiği askeri sonuçlar yanında, siyasi alanda
Kürtlerin ulusal birliğine büyük katkıları
oldu. Yaşanan gelişmeleri gören uluslararası ve
bölgesel güçler, Türk ordusunun
bir an önce Irak topraklarından çekilmesini talep
ettiler. Aslında savaş ilk gününde ortaya
çıkan sonuç, bir anlamda savaşın sonucunu da
belirlemekteydi.
Yine Kürt halkının topyekûn Serhıldana kalkması, hem
ulusal arası güçleri hem de yerel
güçleri telaşlandırdı. Operasyonun sürmesi
halinde ordunun daha fazla bataklığa saplanacağını ve yenilgiye
uğrayacağını, dolayısıyla gerillanın bu direnişi karşısında hem
Türk Devleti hemde kendileri açısından
hesaplanmayan siyasi ve askeri sonuçları doğuracağını
gördükleri için geri adım attılar.
Çünkü hem istihbari hem de askeri teknik
destek sağlayan kendileriydi. Gerillanın ve Kürt halkının bir
bütün direnişi, geri çekilmenin ana sebebi
olmuştur. Yoksa Kürtleri çok sevdiklerinden, Irak
topraklarını savunduklarından değildir.
Bilindiği gibi, ABD savunma bakanlığı bir veya iki hafta
içerisinde askerin geri çekilmesi gerektiğini
belirttiğinde, Erdoğan ve Genel Kurmaylık biz istediğimiz zaman
çekiliriz. Ancak, vaziyeti gören Bush hemen
çekilmeleri gerektiğini istedi.
Bir sürü yalan propagandalar geliştirdiler.
Türk basını ve ordusu kendi halkına ve uluslar arası kamuoyuna
vermiş olduğu dezenformasyona o kadar inanmışlardı ki, sonunda
gelişmeler tersine işleyince kamuoyu şoka girdi. Bu savaşın yarattığı
sonuçlar, neden ve niçinler ileride daha net bir
şekilde açığa çıkacaktır.
Ortaya çıkan sonuç, hem halkımız hem de
gerillamızın tarihi bir kazanımı elde etmesidir. Tabi ki şöyle
yaklaşılmaması lazım; Artık Kürt sorunu
çözülecektir. ABD’nin
belirttiği; Kürt sorununun Siyasi ve Ekonomik olarak da
çözüm yöntemlerinin
geliştirilmesi gerektiği belirlemelerin yanılgısına girilmemesi gerekir.
Bizim prensip ve stratejik olarak yaklaşımımız, bu
türden beklentilere ve rehavete kapılmamak olacaktır. Elbette
biz her zaman sorunun demokratik, barışçıl ve diyalog
yöntemleriyle çözümünden
yanayız. Bu halklar açısından olması gereken en
doğru yaklaşımdır. İnsanların ölmesini istemediğimiz gibi,
şiddettin sorunları çözmediğini, hem insanlık
tarihi boyunca, hem de mücadele tarihimiz açısından
bu net bir şekilde açığa çıkmıştır. Biz genel
olarak, Kürt sorununun çözüm
süreci içerisinde olduğunu defalarca belirtmiştik.
Şu an böylesi bir süreci yaşıyoruz. Kürt
halkı olarak ideolojik, politik ve örgütsel olarak
gelişimini sürdürmeli ve kazanımlarını korumalıdır.
Bir taraftan bunları yaparken, düşmanda kendine göre
hazırlıklarını sürdürecektir. Bizim tanıdığımız
Türk Devleti imha ve inkar politikalarından kolay kolay vaaz
geçmeyecek ve bu politikalarından ısrar edecektir. Şimdiye
kadar herhangi somut bir adım atılmamıştır.
Yani savaş ve barış iç içe sürecek,
operasyonlar devam edecektir. Elbette bizimde direnişimiz
sürecektir. Önümüzdeki
süreçte, zaman zaman savaş, zaman zaman barış veya
diyalog mücadelesi ön plana çıkabilir.
Giderek bunlar derinleşebilir. Burada savaş mı, yoksa barış mı etkin
olur ileriki süreçte daha da belirginlik
kazanacaktır. T.C’nin imha ve inkar siyasetini terk ettiği ve
somut adımlar atıldığı oranda, barış ve demokrasi süreci hız
kazanacaktır. Bu durumu da Kürt halkının direnişi
belirleyecektir. Kısacası bizim direnişimiz yaşanacak gelişmeleri
belirleyecektir.
Önümüzdeki
süreçte Medya savunma alanlarına yönelik
tekrardan benzeri veya ne tür saldırlar bekliyorsunuz?
Eldeki tüm veriler, Türk devleti ve ordusunun
topyekûn bir savaşa hazırlanmış durumda olduğunu
gösteriyor. Yine uluslar arası güçlerle
yapılan ittifaklar var. Bu ittifaklar Türk devletinden
çok, uluslar arası güçlerin
amaçlarına hizmet eden ittifaklardır. Kürtlerin bu
temelde bir kez daha kullanılma istemleri var. Uluslar arası
güçler, Kürtler açısından inkar
ve imha statükosunu sürdürmek istiyorlar.
Kürt sorununu çözme amacıyla somut her
hangi bir adım atılmış değil. Böyle bir stratejiye sahip
değiller. Eldeki veriler bunu gösteriyor. Tüm bu
verilerden yola çıkarak şunu belirtiyoruz; Kürtler
halen eskisi gibi bir maşa olarak kullanılmak isteniyor. Bence hem
Kürt halkı olarak, hem de bölge halkının bunu
çok iyi anlaması gerekir. Halklar birbirine kırdırılmak
isteniyor. Sürdürülen politikalar bu durumu
açıkça ortaya koyuyor. İngilizlerin, Böl
parçala yönet siyaseti bir defa daha
gündemdedir.
Anlaşılması gereken, bu operasyonların devam edeceğidir. Bu
süreçte yapılan operasyonlar üç
aşamada geliştirilmeye çalışıldı. Görünen
odur ki, gelecekte de bu operasyonlar üç aşamada
gerçekleştirilecek.
Birinci aşama, 16 Aralık 2007 tarihinde daha çok
uçaklarla hava bombardımanı, top, obüs
saldırılarıyla yapıldı. Ardından ikinci aşama olarak, yine hava
saldırıları ve savaş helikopterleri desteğiyle
gerçekleştirilen bir kara harekatı söz konusuydu.
Bu kara harekatının hava saldırılarıyla Medya Savunma alanlarına
yönelik sürdürüleceğini
düşünüyorum. Sonbahara kadar kendi
içerisinde aşamalı olarak iç içe hava
ve kara harekatı biçiminde parça parça
Medya savunma alanlarına yönelik bu operasyonlar
sürdürülecektir.
Tabi burada yine operasyonlar içerisinde
büyük güçlerin kullanılabileceği
gibi, nokta operasyonları da geliştirilebilir. Kendilerince
küçük hareketli ve etkili birimler
şeklinde saldırılarda gerçekleştirilebilirler. Bu anlamda
birçok yol ve yöntem kullanılacaktır.
Özellikle örgüt içerisinde
üst düzeydeki arkadaşlara yönelik suikast
girişimleri de geçmişte denenmek istendiği gibi fırsat
bulurlarsa tekrar deneyeceklerdir. Nokta operasyonları
biçiminde de olabilir. Şunu iyi anlamak lazım,
düşman askeri anlamda bütün
örgütlü güçleriyle,
örgütlü güçlerimize
karşı birçok yol ve yöntemi iç
içe uzun bir sürece yayarak geliştirmeye
çalışacaktır.
Bundaki amaç; halkımızın gelişen
örgütlülüğünü
kırmak, sindirmek ve gücünü halkından alan,
halkında gücünü gerilladan alan duruşunu
yenilgiye uğratmaktır. Bizim bu yönlü ideolojik,
politik, askeri, moral anlamında hazırlıklarımız uzun bir
süredir vardır.
Bence bizler iyi bir barış istiyorsak, iyi bir savaş verebilmeliyiz ve
daha güçlü bir direniş
sergileyebilmeliyiz. Onun içinde halkımızı
topyekûn bir direnişe, topyekûn bir seferberliğe
çağırıyorum. Bu olmadan özgürlük
olmak mümkün değildir diyorum ve her zamankinden daha
fazla özgürlük yakınımızdadır.