
22 kişinin yaşamını yitirdiği Gazi ve Ümraniye katliamlarının faillerini yakalamak için 13 yıldır hiçbir çaba sarfetmeyen devlet, mahallenin yozlaşması için elinden geleni yapıyor.
12 Mart 1995'te 17 kişinin güvenlik
güçlerince
öldürüldüğü
yüzlercesinin ise yaralandığı Gazi Mahallesi Katliamı'nın
üzerinden tam 13 yıl geçti. Ancak katliamın
gerçek sorumluları halen ortaya çıkarılmış değil.
Çünkü; yurttaşlarının haklarını korumakla
yükümlü olan devlet, Susurluk kazasıyla
açığa çıkan katilleri yakalamak yerine Gazi
Mahallesi'ni yozlaştırma çabası içinde.
Güvenlik güçleri tarafından katledilen
kişilerin yakınları yargılamanın yeniden yapılması için
AİHM'e başvururken, sol grupların kalesi olarak bilinen Gazi
Mahallesi'nde polisin ve derin güçlerin
özel çabasıyla birahaneler, bakkal sayısını
geçmekte, uyuşturucu haplar leblebi gibi satılmakta, fuhuş
ise hızla artmakta.
12 Mart 1995 günü akşam saat 21.00 sıralarında
İstanbul'da Alevilerin çoğunlukta yaşadığı Gazi
Mahallesi'ndeki Dostlar, Cihan, Yavuz, Kardeşler ve Doğu kahvehaneleri
ile Sarıcıoğlu Pastahanesi kurşun yağmuruna tutuldu. Saldırı sonucu
Halil Kaya adlı bir Alevi dedesi hayatını kaybederken, 5'i ağır 25 kişi
yaralandı. Saldırganlar, olay yerinden uzaklaştıktan sonra gasp
ettikleri taksinin şoförünü de
öldürerek kaçtı. Olayların duyulması
üzerine toplanan Gazi halkı, olaya zamanında müdahale
etmeyen polisi protesto etmek için polis karakoluna
yürüdü. Polislerin kitleyi dağıtmak
için havaya ateş açması ve cemevi
önünde bekleyen Mehmet
Gündüz'ün vurularak
öldürmesi, öfkenin daha da artmasına neden
oldu. Polisin tavrı ertesi gün de devam etti.
Birçok ev ve dükkan basıldı. Polisin mahallede
kurduğu barikatlar askeri birliklerle daha da
güçlendirildi. Cemevi önünde
Halil Kaya ve Mehmet Gündüz'ün cenazesini
almak için bekleyen 6 bin kişi, cenazelerin verilmemesi
üzerine saat 11.00'de karakola doğru
yürüyüşe geçti. Ancak polis
barikatı ile engellenen kitlenin üzerine ateş
açılması ile sabah saatlerinde 3, öğleden sonra ise
12 kişi öldü. 13 Mart günü
katliamın bilançosu ortaya çıkmıştı; 17
ölü, yüzlerce yaralı... Gazi Mahallesi'nde
katliama dönüşen olayı protesto etmek için
pek çok eylem yapıldı. Polis, Ümraniye 1 Mayıs
Mahallesi'nde 15 Mart günü yapılan protesto
eylemlerine silahla müdahale etti. 5 kişi
öldü, 20'den fazla kişi yaralandı. Gazi Mahallesi'nde
başlayan katliam, Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi'nde devam etti ve
bilanço 22'ye yükseldi. Aynı gün Ankara
Kızılay Meydanı'nda düzenlenen
yürüyüşe yapılan saldırıda ise 36 kişi
yaralandı.
Katiller tek tek aklandı
Olaylardan sonra yapılan otopsi sonucu ölen 17 kişiden 7'sinin
polis mermisiyle yaşamını yitirdiği belirlendi. Eyüp
Cumhuriyet Başsavcılığı, 20 polis hakkında 'müdafaa ve zaruret
sınırını aşarak faili belli olmayacak şekilde adam
öldürmek' iddiasıyla dava açtı. İstanbul
Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Eyüp Ağır
Ceza Mahkemesi'ne açılan dava kamu güvenliğinin
sağlanamayacağı gerekçesiyle Trabzon'a gönderildi.
11 Eylül 1995'te Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan
yargılama süreci, 5 yıl içinde 31 duruşma yapılarak
3 Mart 2000'de karara bağlandı. Yargılanan 20 polis memurundan Adem
Albayrak, 4 kişiyi öldürmekten 6 yıl 8 ay, Mehmet
Gündoğan 2 kişiyi öldürmekten 3 yıl 9 ay
hapse mahkžm edildi ve cezaları ertelendi. Diğer 18 sanık polisin ise
beraatine karar verildi. Ancak Yargıtay kararı 'Haklarında adam
öldürme ile ilgili net bir açıklığın
olmadığı' gerekçesiyle bozdu. Bunun üzerine dava
Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi'nde tekrar görülmeye
başlandı. Aileler ve avukatlar Yargıtay kararı ile devletin bir kere
daha kendini aklayacağı gerekçesiyle davadan
çekildi. Dava üçüncü
celsede karara bağlandı ve Albayrak ile Gündoğdu'ya toplam 4
yıl 3 ay hapis cezası verildi. Gazi Katliamı sırasında Emniyet Genel
Müdürü olan Mehmet Ağar, İstanbul Valisi
Hayri Kozakçıoğlu ve İstanbul Emniyet
Müdürü Necdet Menzir ise, katliamın asıl
sorumlularından oldukları halde cezalandırılmak yerine sonrasında
milletvekilliğine getirilerek ödüllendirilmiş
oldular. Kararın 11 Temmuz 2002'de Yargıtay tarafından onanması
üzerine yakınlarını kaybeden 22 kişi, bu kez AİHM'ne başvurdu.
Yargılama sonucunda, katliamda yaşamını yitiren 22 kişinin ailelerine
tazminat ödenmesine karar verildi. Olaylarda yaşamını yitiren
17 kişi için ayrı ayrı 30 bin Euro tazminat verilmesine
hükmeden mahkeme, böylece Türkiye'yi toplam
510 bin Euro tazminat ödemeye mahkžm etti. Gazi Davası
müdahil Avukatı Remzi Kazmaz ise, davanın yeniden
görülmesi için AİHM'e ikinci bir başvuruda
bulundu. Olumlu bir sonuç çıkması durumunda
davanın yeniden görülmesi söz konusu olacak.
Susurluk bağlantısı
Gazi Katliamı'nın asıl katillerini ortaya çıkaran olay ise 3
Kasım 1996'daki Susurluk kazası oldu. Dönemin Emniyet Genel
Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı
Hanefi Avcı'nın, 4 kahvehane ve bir pastanenin taranması olayını
Yeşil'in gerçekleştirdiği ve MİT elemanı Tarık
Ümit'in ortadan kaybolması olayının üzerine
gidilmesini engellemek için böylesi bir
provokasyonu yaptığı yönündeki raporuna ve
özel timci Ercan Ersoy'un HBB Televizyonu'nda Ayhan
Çarkın'la birlikte olay zamanı Gazi Mahallesi'nde
olduklarını açıklamasına rağmen, Susurluk çetesi
hakkında Gazi Katliamı ile ilgili hiç bir işlem yapılmadı.
Yine Adem Albayrak'ın elindeki uzun namlulu tüfek fotoğrafı,
olaylar sırasında uzun namlulu silahların da bulunduğunu
gösteriyordu. Tüm ortaya çıkan bu deliller
ise olayların planlı hazırlanmış bir saldırı olduğunu ortaya koyuyordu.
Susurluk'ta ortaya çıkan kontrgerilla gerçeği de
bu gerçeği doğruluyordu.
Failler hala dışarıda!
Faşistlerin attığı bomba sonucu 7 devrimci öğrencinin yaşamını
yitirdiği, 50'nin üzerinde öğrencinin yaralandığı ve
Türkiye tarihine '12 Mart Katliamı' olarak geçen
olayın üzerinden 30 yıl geçti. Ancak, 1977 1 Mayıs,
Maraş, Sivas, Gazi katliamları gibi bu katliamın failleri de
hiç bir şekilde ortaya çıkarılmadı. Devlet
tarafından bizzat korumaya alınan katiller, ellerini kollarını
sallayarak dolaşmaya devam ediyor. 1 Mart 1978
gününden itibaren okula topluca girip
çıkma kararı almıştı devrimci öğrenciler. 'Beyazıt
Meydanı Komünistlere mezar olacak' sloganı,
büyük bir gürültü ve yoğun
silah sesleriyle eyleme dönüştü. Ortalığı
karanlığa boğan duman ve şaşkınlık geçince, yaşanan
katliamın korkunç yüzü ortaya
çıktı. Beyazıt Meydanı kan gölüne
dönmüştü. Hukuk ve İktisat
Fakültesi'nde okuyan öğrencilerden Cemil
Sönmez, Baki Ekiz, Hatice Özen, Abdullah Şimşek,
Murat Kurt, Hamdi Akıl, Turan Ören hayatını kaybetmiş, 50'den
fazla öğrenci de yaralanmıştı.
Polis
öğrencileri zorla çıkardı
Katillerin üzerine gitmesi gereken devlet, katliamı
unutturmayı, delilleri yoketmeyi seçti. Dönemin
toplum polisi Veli Murat Nebioğlu, katliamdan 9 gün
önce İstanbul'un tüm emniyet birimlerine katliamın
olacağı yönünde yolladığı resmi yazıda şu bilgilere
yer veriyordu: 'İstanbul Üniversitesi Hukuk
Fakültesi'nde 8 Mart 1978 günü
ülkücü gruba mensup öğrencilerin,
karşı görüşlü öğrencilere Amfi-1'de
saldıracakları, sol gruba mensup öğrencilerin
fakülteye gelmeye devam etmeleri halinde de 8-10 gün
içinde bu grup üzerine bomba atılacağı istihbarat
olunmuştur...' Ancak polis önlem almadığı gibi, katliamı
gerçekleştirenlere de yardım etti. 16 Mart
günü de Süleymaniye'den çıkmak
üzere harekete geçen öğrencilere polis
izin vermedi ve katliam gerçekleşti. Üniversite
polis noktası amiri Reşat Altay ve ekibi, öğrencileri
ön kapıdan çıkmaya zorladı. Tanıkların ifadeleri
doğrultusunda dönemin Ülkü Ocakları Derneği
(ÜOD) İstanbul Şube Başkanı Orhan Çakıroğlu,
ÜOD yöneticilerinden Mehmet Gül,
dönemin MHP Gençlik Kolları başkanı Kazım Ayaydın,
ÜOD'li Sıddık Polat ve Ahmet Hamdi Paksoy, katliamı planlayıp
uygulamak suçundan İstanbul 1 No'lu Sıkıyönetim
Mahkemesi'nde yargılandı. Sanıklar delillerin yetersiz olduğu
gerekçesiyle beraat ederken, sadece Sıddık Polat'a 11 yıl
hapis cezası verildi. Ancak onun hakkında da Askeri Yargıtay, 5 Ekim
1982 tarihinde beraat kararı verdi.
Katliamdan 17 yıl sonra...
Bir grup avukat 1988'de harekete geçerek yeni deliller
topladı. Katliamı gerçekleştiren ve
ülkücüler tarafından, konuşmasından endişe
edilip öldürülen Zülküf
İsot'un ablası Remziye Akyol, olayla ilgili çok ciddi
açıklamalarda bulundu. Avukatlar bu delillerle 1992 yılında
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'na müracaat ederek 'İadeyi
Muhakeme' talebinde bulundular. Avukatların bu talebi ancak 1 Haziran
1995 yılında hayata geçti. İstanbul 6. Ağır Ceza
Mahkemesi'nde yeniden görülmeye başlanan davada
Remziye Akyol mahkemeye verdiği ifadede, katliamı kardeşinin Mustafa
Doğan, Latif Aktı ve Sıddık Polat'la birlikte
gerçekleştirdiğini söyleyerek, emri MHP lideri
Alparslan Türkeş'in verdiğini açıkladı. Ancak
Mustafa Doğan sanık sandalyesine hiçbir zaman oturmadı. 8
Temmuz 1996 tarihli duruşmada Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nden
istenilen MHP Ana Davası'nın gerekçeli kararında, başta
Alparslan Türkeş olmak üzere bazı MHP
yöneticilerinin isimlerinin yer aldığı sayfaların eksik olarak
gönderildiği ortaya çıktı. Yine Susurluk
'kahramanı' Abdullah Çatlı'nın, bombaları temin ettiği
ortaya çıktı. Emekli Astsubay Oğuz Serçinlioğlu,
Çatlı'ya verilen TNT kalıplarının ordu tarafından temin
edildiğini söylüyordu. İstanbul DGM, Susurluk Davası
çerçevesinde yaptığı bir araştırmada, Reşat
Altay'ın Çatlı'yla beş kez telefon
görüşmesi yaptığını belirlemesi de, katliamdan
devletin ne kadar haberdar olduğunu açıklıyordu.
Yozlaşmayı had safhaya
çıkardılar
Katliamdan sonra karanlık güç odaklarının hedefi
haline gelen Gazi Mahallesi, 13 yıl içinde
büyük bir değişime uğradı. Devlet
gözünde 'lanetli' olarak ilan edilen ve
hiç bir hizmet götürülmeyerek her
fırsatta cezalandırılan Gazi halkının tüm çabasına
rağmen, ne yazık ki mahalle hızla yozlaşmakta. Polis himayesindeki
faşist mafya çetelerinin hızla yayıldığı mahallede, birahane
sayısı neredeyse bakkal sayası ile eşitlenmiş durumda. 95'ten
önce mahallede uyuşturucu ve fuhuşun lafı bile edilmezken
şimdi uyuşturucu bulmak bakkaldan sigara almak kadar kolaylaşmış
durumda. Uyuşturucu hapların leblebi gibi satıldığı mahallede, fuhuş
ise oldukça yaygınlaşmış durumda. Katliam öncesine
kadar İstanbul'un en büyük birkaç
mahallesinden biri olan Gazi Mahallesi, katliamdan hemen sonra 5'e
bölündü. Ülkedeki toplumsal
olayların yıl dönümlerinde İETT
otobüslerinin sokulmadığı mahallede, ulaşım en önemli
sorunlardan biri haline geldi.
Bu yazı 10-16 Mart 2008
tarihli Haftaya Bakış gazetesinde yayınlanmıştır.