19.06.2010-Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalanın çağrısıyla 9 ay önce Habur sınır
kapısından giriş yapan Maxmur Barış Grubu üyeleri olarak, öncelikle
burada bulunan basın emekçilerini, yurtsever halkımızı selamlıyoruz. 19 Ekimde Maxmurdan 26, Kandilden 8 olmak üzere 2 ayrı grup olarak
doğduğumuz topraklara döndük. Yaklaşık 9 ay Kuzey Kürdistan ve
Türkiyede kaldıktan sonra bugün Maxmurdayız.
Neden gittik? Neden geldik? İnanıyoruz ki; bu soruları herkes haklı olarak soracaktır. Kürdistan, Türkiye ve dünya kamuoyuna mal olan bu gidiş ve dönüşümüzü sorumluluğumuzun bir gereği olarak nedenleriyle birlikte açıklamayı bir görev biliyoruz.
Bilindiği gibi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Ekim ayı başında Türkiyede barış ikliminin gelişmesi, taraflar arasında oluşan karşılıklı güvensizliğin giderilmesi için Maxmur, Kandil ve Avrupadan grupların Türkiyeye giriş yapması çağrısında bulunmuştu.
Maxmur halkı olarak bu durumu kendi aramızda tartıştık. Kürt sorununun önemli bir parçası olan Maxmuru temsil etmek üzere gönüllü bir grubun gidişini kararlaştırdık. Çünkü bizler 1984den bu yana karşılıklı olarak süren çatışma ortamında devlet güçlerinden en fazla zarar görmüş bir kesimi oluşturuyorduk. Bu nedenle de ancak gelişebilecek onurlu bir barış ortamında terk etmek zorunda kaldığımız köylerimize, evlerimize uzunca bir geçmişimizin saklı olduğu topraklara dönebileceğimizi biliyorduk.
Bizler gönüllü olarak Maxmurda değiliz. Köylerimiz, evlerimiz, bağ, bahçelerimiz yakıldı. Birçoğumuz yakınlarımızı bu bombardımanlar ve operasyonlar ortamında yitirdik. Yaşanan bu acılar hala tazeliğini korumaktadır. Korucu ve askerlerin baskısı altında atalarımızın topraklarını terk ederek, sınırın bu tarafında yaşamak zorunda kaldık.
Biz Maxmur Barış Grubu olarak kanın kanla yıkanmayacağını, acıların yeni acılarla dinmeyeceğini mülteci kamplarında öğrendik. Yetmişine merdiven dayamış, son nefesini doğduğu topraklarda vermek isteyen analar, çalınmış çocukluklarıyla gençler ve Maxmurda doğan bebeklerle, on bini aşkın Maxmur halkının temsili olarak, onların taleplerini dile getirmek, Kürt sorununun çözümüne katkı sunmak ve barış umutlarını büyütmek için çıktık yola.
19 Ekim 2009 da Maxmur halkı başta olmak üzere, Hewler, Süleymaniye, Duhok, Zaxolu Kürtlerin yol boyunca içten, samimi sevincine ve barış taleplerine tanık olduk. Sınırda kurulan mahkemenin ardından Silopide bizleri, yüz binler bağrına bastı. Yol boyunca köylerden, kasaba ve ilçelerden akıp gelen büyük kalabalıklar Amede kadar barış umuduyla bizi kucakladılar. Amed meydanında toplanan yüz binleri aşan mahşeri kalabalık, Kürt halkının barışa susamışlığını, samimiyetini, arzusunu ve kararlılığını ortaya koymuştur. Bu görkemli karşılamalar, halkın ilk defa Haburdan cenazeler yerine çocuklarını karşılaması, onlara sarılması, barışı kucaklamasını ifade ediyordu.
Başbakan Erdoğan Haburda yaşanan gelişmelere kim sevinmez ki derken halkımızın onurlu ve iradeli bir barış için ortaya koyduğu bu görkemli tutum karşısında sil baştan yaparız, başa döneriz tehdidinde bulunmuştur. Kürt sorununun çözümünü değil, sorunu çarpıtarak, bir kez daha kamuoyunu yanıltmayı, kandırmayı hedeflemiştir. MHP ve CHPnin havasına kendisini kaptırarak sergilediği bu tutum daha başından barışta samimi olmadıklarını açığa çıkarmıştır.
Barış grubu olarak çeşitli il ve ilçelerde barış ve demokratik çözümü, geliş amacımızı dile getirdik. Halk buluşmaları ve toplantılardaki bu konuşmalarımız suç sayılarak birçoğumuz hakkında soruşturmalar açıldı. Bazılarımız örgüt üyeliğiyle suçlanmaya başlandı. Buna rağmen topraklarımızda kalmayı ve barış için çalışmada ısrarlı olduk.
Türk devlet ve hükümet yetkilileri buna rağmen emniyet güçlerini ve savcılarını harekete geçirerek suç dosyaları oluşturmaya başladılar.
Habur sınır kapısında kurulan mahkemedeki savcılar, kapıdaki soruşturma sonucunda bizi serbest bırakırken, yine aynı savcılar tüm grup üyeleri için hazırladıkları iddianameyle hakkımızda yeniden dava açtılar.
17 Haziranda Diyarbakırda 4. ve 5. Ağır ceza mahkemelerine çağrılan grubumuzdan 6 arkadaşımız; Ayşe Kara, Zehra Tunç, Caziye Kabul, Sisin Yaman, Abdullah Yaman, Nurettin Turgut tutuklandılar. Tutuklananlar içersinde 60 yaşını aşkın iki anamız da bulunmaktadır.
Demokratik bir ülkede suç sayılabilecek hiçbir pratiğimiz olmamasına rağmen, gruptan kimi arkadaşları PKK üyeliği, kimilerini de üye olmamakla birlikte üye gibi davranmak iddalarıyla tutuklamışlardır. Birçoğumuz hakkında da tutuklama kararı çıkarılmıştır. Bizler tüm iyi niyetli ve sabırlı yaklaşımlarımıza rağmen grubumuzdan 6 kişinin tutuklanması üzerine kendi içimizde yeniden bir durum değerlendirmesi yapma gereğini duyduk.
Ulaştığımız sonuç şudur; Türk devleti ve hükümeti bizleri barış taleplerimizle ve haklarımızla birlikte kabul etmemiştir. Bu son tutuklamalarla da etmeyeceğinin altını çizmiştir. 90lı yıllarda olduğu gibi Türkiyeyi terk etme nedenlerimizin hiçbiri ortadan kalkmış değil. Koruculuk sistemi ve güvenlik güçlerinin şiddeti sürmektedir ve can güvenliğimiz yoktur. Anadil eğitim talebimiz yerine getirilmediği gibi, gruptaki öğrencilerin eğitim ve denklik talepleri de yanıtsız kalmıştır. Yine Kürt kimliğinin, kültürel haklarının tanınması bir yana kültürel ve siyasi soykırım ağırlaştırılarak sürdürülmüştür. Yine Türk devleti ve AKP hükümetinin baharla birlikte yoğunlaştırdığı askeri operasyonlar, köylere yapılan baskılar, bölgede işlenen faili meçhul cinayetlerin yeniden gündeme gelmesi Maxmura tekrar dönme kararını almamızda etkili olmuştur.
Bizler Maxmur Barış Grubu olarak attığımız bu önemli adımın; diyalog ve barış sürecinin geliştirilmesinde ve barış çabalarını cesaretlendireceğini, yine Kürtlerin barıştaki ısrarının, samimiyetinin görüleceğini ummuştuk. Ancak karşılaştığımız tüm bu uygulamalar, Türk devleti ve hükümetinin 90lar daki zihniyetinden bir adım bile ileri gitmediğini, Kürt açılımı, demokratik açılım sözlerinin tümüyle aldatmaya dönük bir demagoji olduğunu yaşayarak gördük.
Türk mahkemelerinin hukuki değil siyasi tutumunu, barışın yargılanmasını protesto etmek ve mevcut durumda Türkiyede bu şartlar altında ve ortamda barış faaliyetlerimizi yürütmenin imkânları, cezaevi dışında başka bir seçenek bizlere bırakılmadığı için ve dolayısıyla Maxmurun oluşum gerekçeleri olanca gerçekliğiyle ortada durduğu için tekrardan Maxmura gelmek zorunda kaldık.
Maxmura geri dönenler;
Emine Sağat 65 yaşında, Sait Şedal 62 yaşında, Mehmet Kaçan 45, Mehmet Adanmış 44, Musa Tümeg 30, Nurcan Tümeg 22, Rojda Tümeg 2 yaşında, Hüseyin Tümeg 3 aylık, Mikail Soydan, Melekşah Soydan, Nizar Buldan Siyasal bilgiler öğrencisi, Bülent Aka Hukuk mezunu, Hacı Sorgül, Kamil Ökten eşi Hamsiye üyelikten yargılanıyor ve dört çocuğu var, Fatma İzer, İsmail Ayas olmak üzere 6sı çocuk toplam 26 kişi geri döndük.
Değerli basın mensupları
Bizler Önderliğimizin çağrısı temelinde barış misyonuyla gitmiştik. Bugün de barışta ısrarlı ve kararlıyız. Maxmur Barış Grubu olarak bugünden itibaren Maxmurda kalarak Türkiye de ve Kuzey Kürdistanda barışın tesisi için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Çünkü biz sonuç da barışın kazanacağına inanıyoruz. Ve biliyoruz ki; dünyada barışı olmayan hiçbir savaş yoktur.
Barışın kazanacağına olan inancımızla hepinizi saygıyla selamlıyoruz.
Teşekkür ediyoruz.
Selam ve Saygılarımızla