Feedback    Send News  
Languages
Select Interface Language:

English French Deutsch Italian Kurdish Turkish

Menu English

Kurdishinfo Search


SHARE
Share |

Newroz 2011/Peace Tents

DTK Democratic Autonomy

KCK Trial and Kurds

Human Rights Violations-Iran2011

Mass Graves In Turkey

Stop Isolation!


CHEMICAL WEAPONS

Children In Turkey 2010

Proposal for a Solution of Kurds

KCK Statement 5 points

Proposals for a Solution

The Special Forces Command

The Obscure History

Abdullah Ocalan : War and Peace in Kurdistan


Maxmur Barış Grubu Basin Aciklamasi
Submitted by admin on Tuesday, July 20 2010
löjl
güncel 19.06.2010-Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısıyla 9 ay önce Habur sınır kapısından giriş yapan Maxmur Barış Grubu üyeleri olarak, öncelikle burada bulunan basın emekçilerini, yurtsever halkımızı selamlıyoruz. 19 Ekim’de Maxmur’dan 26, Kandil’den 8 olmak üzere 2 ayrı grup olarak doğduğumuz topraklara döndük. Yaklaşık 9 ay Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de kaldıktan sonra bugün Maxmur’dayız.
Neden gittik? Neden geldik? İnanıyoruz ki; bu soruları herkes haklı olarak soracaktır. Kürdistan, Türkiye ve dünya kamuoyuna mal olan bu gidiş ve dönüşümüzü sorumluluğumuzun bir gereği olarak nedenleriyle birlikte açıklamayı bir görev biliyoruz.

Bilindiği gibi Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Ekim ayı başında Türkiye’de barış ikliminin gelişmesi, taraflar arasında oluşan karşılıklı güvensizliğin giderilmesi için Maxmur, Kandil ve Avrupa’dan grupların Türkiye’ye giriş yapması çağrısında bulunmuştu.

Maxmur halkı olarak bu durumu kendi aramızda tartıştık. Kürt sorununun önemli bir parçası olan Maxmur’u temsil etmek üzere gönüllü bir grubun gidişini kararlaştırdık. Çünkü bizler 1984’den bu yana karşılıklı olarak süren çatışma ortamında devlet güçlerinden en fazla zarar görmüş bir kesimi oluşturuyorduk. Bu nedenle de ancak gelişebilecek onurlu bir barış ortamında terk etmek zorunda kaldığımız köylerimize, evlerimize uzunca bir geçmişimizin saklı olduğu topraklara dönebileceğimizi biliyorduk.

Bizler gönüllü olarak Maxmur’da değiliz. Köylerimiz, evlerimiz, bağ, bahçelerimiz yakıldı. Birçoğumuz yakınlarımızı bu bombardımanlar ve operasyonlar ortamında yitirdik. Yaşanan bu acılar hala tazeliğini korumaktadır. Korucu ve askerlerin baskısı altında atalarımızın topraklarını terk ederek, sınırın bu tarafında yaşamak zorunda kaldık.

Biz Maxmur Barış Grubu olarak kanın kanla yıkanmayacağını, acıların yeni acılarla dinmeyeceğini mülteci kamplarında öğrendik. Yetmişine merdiven dayamış, son nefesini doğduğu topraklarda vermek isteyen analar, çalınmış çocukluklarıyla gençler ve Maxmur’da doğan bebeklerle, on bini aşkın Maxmur halkının temsili olarak, onların taleplerini dile getirmek, Kürt sorununun çözümüne katkı sunmak ve barış umutlarını büyütmek için çıktık yola.

19 Ekim 2009 da Maxmur halkı başta olmak üzere, Hewler, Süleymaniye, Duhok, Zaxo’lu Kürtlerin yol boyunca içten, samimi sevincine ve barış taleplerine tanık olduk. Sınırda kurulan mahkemenin ardından Silopi’de bizleri, yüz binler bağrına bastı. Yol boyunca köylerden, kasaba ve ilçelerden akıp gelen büyük kalabalıklar Amed’e kadar barış umuduyla bizi kucakladılar. Amed meydanında toplanan yüz binleri aşan mahşeri kalabalık, Kürt halkının barışa susamışlığını, samimiyetini, arzusunu ve kararlılığını ortaya koymuştur. Bu görkemli karşılamalar, halkın ilk defa Habur’dan cenazeler yerine çocuklarını karşılaması, onlara sarılması, barışı kucaklamasını ifade ediyordu.

 Başbakan Erdoğan ‘Habur’da yaşanan gelişmelere kim sevinmez ki ’derken halkımızın onurlu ve iradeli bir barış için ortaya koyduğu bu görkemli tutum karşısında ‘sil baştan yaparız, başa döneriz’ tehdidinde bulunmuştur. Kürt sorununun çözümünü değil, sorunu çarpıtarak, bir kez daha kamuoyunu yanıltmayı, kandırmayı hedeflemiştir. MHP ve CHP’nin havasına kendisini kaptırarak sergilediği bu tutum daha başından barışta samimi olmadıklarını açığa çıkarmıştır.

Barış grubu olarak çeşitli il ve ilçelerde barış ve demokratik çözümü, geliş amacımızı dile getirdik. Halk buluşmaları ve toplantılardaki bu konuşmalarımız suç sayılarak birçoğumuz hakkında soruşturmalar açıldı. Bazılarımız örgüt üyeliğiyle suçlanmaya başlandı. Buna rağmen topraklarımızda kalmayı ve barış için çalışmada ısrarlı olduk.

Türk devlet ve hükümet yetkilileri buna rağmen emniyet güçlerini ve savcılarını harekete geçirerek suç dosyaları oluşturmaya başladılar.

Habur sınır kapısında kurulan mahkemedeki savcılar, kapıdaki soruşturma sonucunda bizi serbest bırakırken, yine aynı savcılar tüm grup üyeleri için hazırladıkları iddianameyle hakkımızda yeniden dava açtılar.

17 Haziran’da Diyarbakır’da 4. ve 5. Ağır ceza mahkemelerine çağrılan grubumuzdan 6 arkadaşımız; Ayşe Kara, Zehra Tunç, Caziye Kabul, Sisin Yaman, Abdullah Yaman, Nurettin Turgut tutuklandılar. Tutuklananlar içersinde 60 yaşını aşkın iki anamız da bulunmaktadır.   

Demokratik bir ülkede suç sayılabilecek hiçbir pratiğimiz olmamasına rağmen, gruptan kimi arkadaşları PKK üyeliği, kimilerini de üye olmamakla birlikte üye gibi davranmak iddalarıyla tutuklamışlardır. Birçoğumuz hakkında da tutuklama kararı çıkarılmıştır. Bizler tüm iyi niyetli ve sabırlı yaklaşımlarımıza rağmen grubumuzdan 6 kişinin tutuklanması üzerine kendi içimizde yeniden bir durum değerlendirmesi yapma gereğini duyduk.

Ulaştığımız sonuç şudur; Türk devleti ve hükümeti bizleri barış taleplerimizle ve haklarımızla birlikte kabul etmemiştir. Bu son tutuklamalarla da etmeyeceğinin altını çizmiştir. 90’lı yıllarda olduğu gibi Türkiye’yi terk etme nedenlerimizin hiçbiri ortadan kalkmış değil. Koruculuk sistemi ve güvenlik güçlerinin şiddeti sürmektedir ve can güvenliğimiz yoktur. Anadil eğitim talebimiz yerine getirilmediği gibi, gruptaki öğrencilerin eğitim ve denklik talepleri de yanıtsız kalmıştır. Yine Kürt kimliğinin, kültürel haklarının tanınması bir yana kültürel ve siyasi soykırım ağırlaştırılarak sürdürülmüştür. Yine Türk devleti ve AKP hükümetinin baharla birlikte yoğunlaştırdığı askeri operasyonlar, köylere yapılan baskılar, bölgede işlenen faili meçhul cinayetlerin yeniden gündeme gelmesi Maxmur’a tekrar dönme kararını almamızda etkili olmuştur.

Bizler Maxmur Barış Grubu olarak attığımız bu önemli adımın; diyalog ve barış sürecinin geliştirilmesinde ve barış çabalarını cesaretlendireceğini, yine Kürtlerin barıştaki ısrarının, samimiyetinin görüleceğini ummuştuk. Ancak karşılaştığımız tüm bu uygulamalar, Türk devleti ve hükümetinin 90’lar daki zihniyetinden bir adım bile ileri gitmediğini, Kürt açılımı, demokratik açılım sözlerinin tümüyle aldatmaya dönük bir demagoji olduğunu yaşayarak gördük.

Türk mahkemelerinin hukuki değil siyasi tutumunu, barışın yargılanmasını protesto etmek ve mevcut durumda Türkiye’de bu şartlar altında ve ortamda barış faaliyetlerimizi yürütmenin imkânları, cezaevi dışında başka bir seçenek bizlere bırakılmadığı için ve dolayısıyla Maxmur’un oluşum gerekçeleri olanca gerçekliğiyle ortada durduğu için tekrardan Maxmur’a gelmek zorunda kaldık.

Maxmur’a geri dönenler;
Emine Sağat 65 yaşında, Sait Şedal 62 yaşında, Mehmet Kaçan 45, Mehmet Adanmış 44, Musa Tümeg 30, Nurcan Tümeg 22, Rojda Tümeg 2 yaşında, Hüseyin Tümeg 3 aylık, Mikail Soydan, Melekşah Soydan, Nizar Buldan Siyasal bilgiler öğrencisi, Bülent Aka Hukuk mezunu, Hacı Sorgül, Kamil Ökten eşi Hamsiye üyelikten yargılanıyor ve dört çocuğu var, Fatma İzer, İsmail Ayas olmak üzere  6’sı çocuk toplam 26 kişi geri döndük.

Değerli basın mensupları

Bizler Önderliğimizin çağrısı temelinde barış misyonuyla gitmiştik. Bugün de barışta ısrarlı ve kararlıyız. Maxmur Barış Grubu olarak bugünden itibaren Maxmur’da kalarak Türkiye de ve Kuzey Kürdistan’da barışın tesisi için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Çünkü biz sonuç da barışın kazanacağına inanıyoruz. Ve biliyoruz ki; dünyada barışı olmayan hiçbir savaş yoktur.

Barışın kazanacağına olan inancımızla hepinizi saygıyla selamlıyoruz.

Teşekkür ediyoruz.

Selam ve Saygılarımızla
last 5 Articles
Options
Article Rating
Average Score: 0
Votes: 0

Please take a second and vote for this article:
Excellent
Very Good
Good
Regular
Bad

Related Links