
Tüm dünyada 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle eşitsizliğe, baskıya ve sömürüye karşı kadınlar sokağa çıkıp haklarını haykırıyor. Gün vesilesiyle Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bu değerlendirmesi çeşitli tarihlerde yaptığı konuşmalardan derlenmiştir.
’’8 Mart’a ilişkin bir şiirle karşılık vereceğim. Tanrıça Sterk’e ağıt biçiminde olabilir. Selam kabilinden bir şey.
Seninle yaşamak için
Aramızda Adem’le Havva’dan beri
Ekilen karaçalıların sökülmesi,
Yükseltilen duvarların kaldırılması gerekir.
Bunun için;
İlk sınıf, ilk hakim,
Yalancı ve zalim erkekliğin yenilmesi
ve uygarlığın çaldığı ateşin alınması gerekir.
Kadın özgürlüğü, özgürlük mücadelemizin en temel direğidir. Kadınların
özgürlüğe kavuşması için bugüne kadar yaptığım çalışmalar biliniyor.
Benim kadın sorununa yaklaşımım bilinmektedir. Ben kadınla yüreğim ve
aklımla ilişkilendim. Kadınla benim bütünlüğüm alnımdan, beynimden bir
bütünlüktür. Hani alnımdan yaratılmak denir ya! Benim kadına yaklaşımım
tamamen özgürlükçü temeldedir. Bu halk için olduğu kadar, kadın için de
böyledir hatta erkek için de böyledir. Onların düşünsel, siyasal ve
felsefi anlamda özgürleşmesi için yoğun bir emek sarf ettim. Kadın
kurtuluş ideolojisini onların özgürleşmesi için geliştirdim. Ben kadın
özgürleşmesi konusunda kendimi çok yetkin bir hale getirdim. Kadın ve
cinsiyet özgürlüğü konusunda felsefi olarak çok önemli bir yerdeyim.
Aslında kadın sorunu bir iktidar sorunudur. Kapital finansla insanları
kandırıyorlar. Tekeller böylece dünyayı yönetiyor. Bu işi de hiçbir
üretim yapmadan trilyon ve katrilyon parayı ortaya sürerek yapıyorlar.
Kapital finans, her şeyi denetimi altında tutmak istiyor. Bu söylediğim
çok inanılmaz da gelebilir ama kendinizi doğru tanımadan mücadele
edemezsiniz. Hatta bu iktidarı doğru tanımlamaz ve anlayamazsanız
tasfiyeci durumuna düşersiniz. Hatta sizi kullanırlar, nasıl
kullanıldığınızı bile anlayamazsınız. Beni de tanımlamak istediler.
Kapital finans beni denetleyemediği için bugün buradayım. Bizim
özgürlükçü çizgimiz ile işbirlikçi çizgi mücadele halindedir. Sizi para
pul, kadınlarla kandırmaya çalışacaklar. Kendi çizgilerini böylece
oturtmak istiyorlar. Kapital finans, kadını bu anlamda korkunç
kullanıyor. Reklâmlar tamamen kadın üzerine kurulmuştur. Kapital
finansın iktidar mantığı ya bu iktidara tabi olursunuz ya da ölürsünüz
üzerine kurulmuştur. Başka bir seçenek tanımıyor. Kadının
cinsiyetçiliğini bu iktidarın aracı olarak kullanıyorlar.
Kapital finans, insanlığın reddidir. Kapital finans, kadın
cinsiyetçiliği üzerinden topluma egemen olmuştur. Bununla kadın
üzerinde, toplum üzerinde iktidar oluyor. Gazetede okudum, doktor olan
bir kadın asker eşinden boşanmak istediği için on iki kurşunla
öldürülmüştü. İşte Kapital finans, kadına bunu söylüyor, ‘ya benim
iktidarıma yüzde yüz tabi olursun, ya da yüzde yüz ölürsün’. Tecavüz
kültüründen bahsetmiştim. Kadınlar her gün tecavüze uğruyorlar. Böyle
bir tecavüz kültürü içinde bir kadının ne ruhu, ne beyni sağlam kalır,
ne güzellik anlayışı kalır, ne de sevgisi ve aşkı.
Kadınlar, namus kavramını bilmiyorlar. Namus’u tanımlayamıyorlar.
Namus, Eko-nomos’tan geliyor. Eko-nomos, ev yasası, kadının yaptığı
işler, ev işleri, kadına ait işler anlamına geliyor. Ekonomos, ekonomi,
kadın işidir, üretime dayalıdır, ekonomist de bu işi yapandır,
ekonomist kadındır. Yanlış yorumlanan bir namus kavramı var. Ben daha
önce de tanrıçalaşma demiştim. Bu da kendini tanımak demektir. Kendini
tanımak da bilgelik, yetkinlik, kavramaktan geçer. Kadınlar önce tarihi
bilsinler, kendi tarihlerini öğrensinler, Neolitik tarihi bilsinler,
sosyolojiyi, ekonomiyi, felsefeyi bilsinler, böylece kendilerini
tanırlar. Kendinizi tanıdığınız oranda tanrıçalaşırsınız. İnannalaşmak,
İştarlaşmak anlamaktan, kavramaktan geçer. Böylece toplumsal baskıyı,
baskıcı sistemi aşabilirler. Her gün tecavüz kültürüne maruz
kalıyorsunuz. Önce günlük tecavüz kültürünü aşmalısınız. Bu günlük
tecavüz kültürünü bile aşarsanız bravo derim.
Hegel felsefesine girişte kadın-erkek ilişkisinden yola çıkıyor. Ancak
daha sonra bu ilişkinin varacağı yer ailedir, aileden de felsefe çıkmaz
diyor. Ben de buna katılıyorum. Ancak Hegel daha sonra felsefesini
efendi-köle ilişkisinden başlatıyor. Bu ilişkiyi ele alıyor. Hegel’in
burada köle olarak aldığı erkektir. Hegel’in düşüncesi Avrupa’da
Napolyon sonra da Prusya’yla iktidarlaşıp, ulus devlete ulaşıyor, ulus
devletle sonuçlanıyor. Benim görüşüm Hegel’inkinden farklıdır. Ben ise
uygarlıkta köle olarak kadını ele alıyorum. Ben şöyle
değerlendiriyorum: Neolitik çağlardan beri gelişen “güçlü ve kurnaz
adam” şişirilerek bugüne kadar geldi ve ulus devletle büyük bir
canavara dönüştü. Burada Leviathan kavramını kullanıyorum. Leviathan
bir canavardır. Evet büyük bir deniz canavarına dönüşmüş ulus devlet.
Kadının özgürleşmesi toplumun özgürleşmesidir. Kadın özgürleşirse
toplum da özgürleşir. Benim anlayışımda kadını bir obje olmaktan
çıkarıp özgür bir özne haline getirmektir. Kadın bir özne seviyesine
yükselirse özgürleşirse toplumu da kenti de, demosu da, halkı da,
komünü de özgürleştirir. Kadın kendi özgürlüğünü başarabilirse o zaman
özgür toplumu da, özgür komünü de kurulabilir.
Beş bin yıllık bir meseledir ve kadının da buna karşı görkemli direnişi
vardır. Ancak nasıl yaşamak gerektiğini iyi anlamak lazım, kendini bu
temelde iyi tanımak lazım. Bana da özgürlükçü temelde yaklaşsınlar. Ben
kadınla tamamen özgürlük temelinde ilişkilendim. Kadın için olduğu
kadar halk ve erkek için de özgürlükçü çizgi esas olmalıdır. Şam’da
kızlara söylüyordum. Ne olursa olsun sürekli özgürlük temelinde
yaşayın, erkeğe bu temelde yaklaşın diyordum. Bu konuda beni
eleştiriyorlar, ben de bir erkeğim, benden de kendinizi sakının.
Kendinizi bu ilişkilerden, bu erkeklikten sakının. Asla ucuz, değersiz
ve acılara anlam vermeyen ilişkilere girmeyin. Tüm ilişkileriniz
acılardan süzülmüş, büyük ve anlamlı, sevgi değeri olmalıdır. Dogmatik
olmayın ama asla ilkesiz de olmayın. Kendini iyi tanımak ve tanımlamak
gerekiyor. Özgürlüğün olmazsa olmaz olduğu tartışmasızdır ama özgürlük,
beyin ve ruhsal bir durumdur. İnsanın duygularıyla kendini tanıması,
kendi düşüncelerine hâkim olması ve ne yaşamak istediğini tanımlaması
gerekir. Özgürlük budur. Ben kızlara hep bunu söylüyordum. O yüzden
eğer kadın özgürlüğü diyorlarsa bana bu temelde yaklaşsınlar,
seveceklerse böyle sevsinler, yoksa boşuna kendilerini yormasınlar.
Geleceklerse bu temelde gelsinler.
Bütün kadınlara şunu söylemek istiyorum: Kadının beş bin yıllık
boyunduruk altından kurtuluşu yönünde çok önemli çalışmalar yapmalı,
kendilerini çok geliştirmeliler. Çok çalışmalı ve çok örgütlenmeliler.
Kadın özgürlüğü konusunda cinsiyetçilik yapılmamalı. Beni doğru
algılamaları gerekiyor. Cinsiyetçilik en az milliyetçilik ve diğer bazı
fikirler kadar tehlikelidir. Bana bağlı olduğunu beyan eden kadınlar,
kızlar var. Eğer bana bağlı ya da bu özgürleşme yolunda ciddilerse,
kadının siyasi ve zihniyet devrimini gerçekleştirmelidirler. Yani tek
başına cinsiyet özgürlüğü yetmez diyorum. Bu bir inanç meselesidir,
kadının özgürlüğü kolay bir iş değildir. Benim imkânım olsa, daha önce
olduğu gibi bu konudaki fikirlerimi kitaplarıma da yansıtacağım. Onlara
her zaman katkıda bulunacağım… Benim, bir özgürlük mücadelecisi olarak
aile konusunda, nesil olarak üremelerine ve diğer konularda bu aşamada
bir şey diyecek değilim. Ben daha çok işin fikri ve felsefi boyutunu
oluşturmaya çalışıyorum. Ben onların özgürleşmesi için mücadele verdim.
Ancak dediğim gibi kendi örgütlenmelerini ve özgürlüklerini
geliştirmeliler.
Kadınlara ilişkin yaklaşımımdan dolayı bana çok saldırdılar. Evet,
bütün kadınlar benim. Biz kadınlarımızı karılaştırmayacağız. Onların
karılaştırdığı kadınları da ellerinden alırım. Hepsi bizim, biz
sınırsız birbirimiziniz; aşk budur. Bunları mülkiyet anlamında değil,
ruh olarak söylüyorum. Ben hiçbirinin yüzünü görmem. Ama onlarla
birbirimize böyle bağlıyız. Şemdin de kitap yazmış, alçak. Bir de
hamamda kadın diye resim yapmış. İki milyara satmış. Selim de benzer
şeyler yazmıştı. Bu aslında benim lehime, bütün kadınlar benimdir ve
ben bütün kadınlarınım. Ona cevap veriyorum, ben kadınları erkeğin malı
olarak görmüyorum. Kadınların karılaştırılmalarına karşıyım. Tanrıça
kültürü var, bunlar destansı yaklaşımlardır. Onların emeği var.
İnanna’nın Tanrı Enki ile diyaloglarını biliyorsunuz. Kadınlarımız
yücedir; biz onların oğlu, sevgilisi ve aşığıyız. Bu bedensel değil,
ruhsal, düşünsel bağlılıktır. Buradaki ruhsal bağlılık önemli.
Ben kadınla özgürlük temelinde yaşadım, yaşayacağım. Bunlar savunmamda
var, hatırlatıyorum. PKK’de bu konuda korkunç bir savaş da yürütüldü.
Erkek arkadaşlara da şunu söylüyorum. En eski, en saldırgan faşizm,
erkeğin kadın karşısındaki yaklaşımıdır. Bu anlamda Özgür Kadın Partisi
bir devrimin ifadesidir. Buna saygılı olmak gerekir. Dar cinsellik
temelindeki yaklaşım doğru değildir. Saygılı olunmalı, dostça ve
yoldaşça bir yaklaşım hâkim olmalıdır. Kendilerini dönüştürme
kararlılığını korumalılar. Partileşme adımı tarihidir; mahkûm edilen
kadından özgür kadına büyük yürüyüştür. Özgür kadına ulaşmak onurdur.
Buna yanlış yaklaşmak onursuzluktur. Parti adına atılan adım, onurun
kazandırılması adımıdır. Dünyada ilktir. Bu bilinçle ortaya koymak
gerekir. Çok tarihi bir görevdir. Ben de kendi adıma yardımcı olmaya
çalıştım. Bu hususta kişiliğimi sonuna kadar değerlendirebilirler.
Kadın deyip geçmesinler, yeni kadını anlasınlar. Yeni kadın, vatan ve
toplum özgürlüğünden de önceliklidir. Bizim için özgür toplumu
yaratmada birinci derecede önemlidir. Biz neden kadını inceliyoruz?
Sümerlerden beri kadın düşürülmüş, piyasalık yapmışlar. Kim yapmış?
Sınıflı toplum bunu yaratmış. Biz kadını kaldırmaya ve yeniden
yaratmaya çalıştık. Erkeklerin de kıskançlıktan ziyade kadını
yüceltmeleri gerekir. Kadın yücelecek, yaşam da onunla güzelleşecek,
erkeklerin bunu gururla taşımaları gerekir. Benim senin olduğundan
ziyade, toplumun oldu demek. Bana bağlılık demek, bunları kavramak
demektir. Şam’dayken yanıma bizim en değme kızlarımız geliyordu,
‘özgürleşeceğiz’ diyorlardı ama büyük çoğunluğunun gözleri oynuyordu.
Erkekler de geliyordu onların da gözleri oynuyordu. Benim diyeceğim,
önce bu şekilde bakan gözlerini kapatsınlar, kör etsinler. Bunun yerine
beyin-zihin gözlerini açsınlar, bu gözle baksınlar. Ancak o zaman
özgürlük yolunda ilerleyebilirler. Bunu yapmadan karşıma çıkan kadını
kovarım.
Kızlarımızı uyaracağım. Kadınlarımız bu konuda çok uyanık olmak
zorunda. En önemli uyarım şu olacak: Kürt halkını üst düzeyde
emperyalist bir planlama dahilinde ilkel milliyetçiliğin eline vermek
istiyorlar. Kürt halkı küresel düzeyde bir planlama ile esir bırakılmak
isteniyor. Irak’taki oluşumun eline verilmek isteniyor. İşte bu kaçan
hainleri de biliyorsunuz. Sözde para var, kadınları da kullandılar. Beş
bin yıllık bir fırsat yakalanmış. Her birine, hepinize birer saray bile
verseler yüzlerine tükürün. Kızlar kıyameti koparsın, tekrar sizleri
cendereye sokmak istiyorlar. Büyük bir oyun var kadınların üzerinde.
Herkes dağdan inse bile, onlar kendilerinin onurlu barışı sağlanıncaya
kadar mücadele edecekler, inmeyecekler. Beritan direnişini
biliyorsunuz. Dersimliydi, biliyorsunuz. Uçurumun kenarındayken,
peşmergeler “Gel öldürmeyeceğiz” diye çağırıyorlar. Ama o teslim
olmamak için kendini uçurumdan bırakıyor. Beritan çizgisini takip
edecekler.
Ben bu çizginin bir neferiyim. Onurlu barış gelene kadar bu çizgiyi
sürdürecekler. Ferhat alçağı gitti biliyorsunuz. Ama kadınlarımız
onurludur. Çok onurlu kızlarımızın olduğuna inanıyorum. Özgürlük
savaşına, özgürlük mücadelesine bağlı kadın yoldaşlarım, dağda, ovada,
şehirlerde büyük özgürlüğün garantisi olmalıdırlar. Bunun dışında her
şey boştur. Namus, onur halkının özgürlük teminatı olmaktır. Buna da
güçleri var. Ben kadının yiğitliğini biliyorum. Şimdi bizim kızlar
biraz böyle, zaten biz de bununla biraz yaşıyoruz. Her erkek bir türlü
yaşar, ben de biraz böyle yaşıyorum. Bu kadar iyi kadın olmasa ben
yaşayamam. Şimdi bir erkek de şunu söyler, daha çarpıcı anlamanız için
‘bir karım olsun da yüzde yüz benim olsun ancak onunla yaşarım’ Şimdi
ben de diyorum ki özgür kadın ordum olmazsa ben yaşayamam. Bu bir
tutku, bir aşk. Güçlü kadın, yiğit kadın, örgütlü, güzel kadın, dili,
iradesi, savaşı olan kadın. Sanırım bir yiğitlik ancak böyle bir
yaklaşım içinde olabilir. Zorlu ama bir o kadar da onurlu bir
mücadelenin içerisindeyiz. Kadınlı devrimi biz büyük bir çaba halinde
sürdürmekteyiz. Her gün 8 Mart’ın klasik anılmasının da çok üstünde
geçmektedir. Hatta bizde işler öyle bir hal almış ki, bu konuda aşama
yapamayan bir kadın veya erkeğin pek yaşama hakkını bulacağını da
sanmıyorum. Elbette bu günlere kolay gelinmedi. Özgürlüğe büyük
susamışlığın verdiği güçle soruna yüklendim. Çok sayıda çözümlemeler,
diyaloglar, derinlikli konuşmalar yaptım. Doğrultumuzu
derinleştirmeliyiz; “toplumla tanışma, erkekle hesaplaşma ve yaşamla
buluşma” perspektifiyle yürüdüğümüz ölçüde başarı bizimle olacaktır.
5000 yıllık kirli tarihe rağmen, giderek daha iyi olmanızı, erkeğin
kararttığı dünyaya karşı arınarak kendi gerçekliklerinizi yaratmanızı
diliyorum. Hem ana saygısı, hem de aşka dair söyleyeceğim bunu. Çünkü
kadın sürecin en büyük teminatı, değeridir. Böyle yaşanılmaz. Ben ahım
şahım bir erkek değilim. Annem bana sen aile reisi bile olamazsın
diyordu. Bu benim umurumda değil. Başka bir erkek olmam çok önemli.
Erkeği öldürmek derken bunları belirtiyorum. Bu konuda cesaretli olmak
en büyük cesarettir. Kadın yaşamın, toprakların sahibi. Aşk adına
kadının ruhunun, fiziğinin katliamını önlemeliyiz. Bir erkek olarak
kendimdeki erkeği iyi öldürdüm; bu cesaretlerin en büyüğüdür.
Uygarlık tarihinden daha eski, şiddetli veya şiddetsiz bütün baskıyı
çözümledim. Kadın konusunda uygarlığın dayattığı ihanete, inkâra dayalı
kültürü yıktığıma inanıyorum. Size saygımın ifadesi budur. Bunu ne
şairane duygularla, ne de felsefi metinlerle ifade edemem, ancak erkek
egemenliğine, zora, baskıya karşı olan yanım görkemlidir. Tarih bilinci
yüksek bir çözümleme ortaya koydum. Sevgiyi, onuru, gururu geliştirmek
istiyorsanız, ben bunun için kırk yıl uğraştım, hala buradayım. İdam
sehpası altında kaldım. Gücünüz varsa okuyacaksınız. Sevgiyi, hırsı
yaratmayı, umudu, acıyı, kendini yeniden yaratmayı böylece insan
olmayı, özgür halk olmayı başaracaksınız. O zaman kendinizi
tanıyacaksınız. Ben kadınların özgürlüğüne onuruna inanıyorum, bunun
yılmaz savunucusuyum. Sevginin işçisi olarak tanımlıyorum kendimi.
Sizler için yaşıyorum. Sizlerin özlemleri yaşam gerekçemdir,
sizinleyim. Kazanılacak özgür bir dünya var. Kazanılacak özgür bir
yaşam var. Hepinize çok büyük bir sevgi hazırlamış, sunmaya çalıştım.
Üzerinde büyük durun, mutlaka ulaşın. Özgücümüze güvenerek dönemin
ruhuna uygun düşünsel ve eylemsel duruşumuzla sürece yanıt olmalıyız.
Bu 8 Mart dolayısıyla acı çektik, kutladık kadınlarımızı mı diyeceğiz,
hayır. Gözümüzü büyük açacağız. En çok konuştuğumuz gün deniliyor. Evet
sadece konuşmakta yetmiyor. Proje kurduğumuz gün, yaşam hayallerimizi
geliştirmemiz gereken gün, aşkımızı geliştirmemiz gereken gün. Ama
gerçekçi, ama unutmamak için bir daha. Bu temelde derinleşmenizi
diliyorum. Yalnızlığa dair yazdıklarınıza şöyle diyorum: Yalnızlık güç
ve kudret kaynağına dönüştürülmelidir. Her biriniz kendinizi bir dergâh
kılabilir, bir ana kaynak haline getirebilirsiniz. Kendi
akademilerinizi kurabilir, kendinizi yetiştirebilirsiniz. Bu sorunları
akademik çalışmalarla daha da derinlemesine araştırabilir ve
kavrayabilirsiniz. Ben bunun için Özgür Kadın Akademisi demiştim.
Burada akademik çalışmalarınızı yaparsınız. Aynı zamanda yemek yerleri
açarak ve çeşitli ekonomik faaliyetlerde bulunarak üretime
katılabilirsiniz. Burada kendi öz savunma gücünüzü geliştirir, bu öz
savunma gücüyle fiziksel, zihinsel ve ruhsal bütünlüğünüzü koruyup,
geliştirin. Siyaset ve sömürüye dayalı sistemleri, kadının köleleşme
sürecini inceleyerek derinleşmenizi, kendinizi adeta yeniden
yaratmanızı diliyorum. Kampanya, bunlar pratik şeyler, kadının üzerinde
örülen ağların yanında çok hafif kalır. Bu ağları aşmak için ideolojik
ve teorik düzeyinizi güçlendirmelisiniz. Bunun için bir araya gelerek
gruplar ve birlikler kurmalısınız. Geçmişte bunlara tarikat deniyordu,
ben de buna birlik diyorum. Diyarbakır’da ve başka yerlerde bitki
isimleri kadar sayısız dernek kurabilirler, doğa ve çevreyle ilgili de
dernekler kurabilirler, örgütlülüklerini bunlar üzerinden geliştirip
derinleştirebilirler. Her insanın bir grubu, bir örgütü olmalı. Bence
örgütsüz insan bir hiçtir. Benim bu yıl ki sloganım; demokratik ve
özgür düşünmeye cesaret edin!
Bunun için;
Tüm Prometeus’lara bedel bir kavgayı göze aldım.
Dünyayı karşımda buldum.
Ve Promete’nin memleketinde haince esir düşürüldüm.
Ey kutsal ana
Ve sevda kadını.
Uygarlığın karanlık çağlarında kadın derin bir yokluğu yaşamıştır.
Aslında ben bu uygarlığı karanlık, buzlu, karlı bir çağ olarak
görüyorum. Fakat 2000’li yılların başından itibaren kadın baharlaşması
başlamıştır. Uygarlık tarihi boyunca kadın cinsine yönelik yalancılığa
ve zorbalığa dayalı egemenliğe, sert kışına ve sert karına karşı karı
ve buzu delen kardelenler gibi kadın özgürleşmeleri gerçekleşmektedir.
Bunu kadın baharlaşması, kadın baharına doğru, sert kışa ve kara karşı
çiçeklenme, kadının özgürlük hareketinin çiçeklenmesi olarak görüyorum.
2000’li yıllarda kadının baharlaşma ve özgürlük çiçekleşmesine bin
selam diyorum. Kimliğim budur, formasyonum budur, kadına bakışım budur.
Kadın özgücünün açığa çıkışını selamlıyor, Viyan Soran şahsında, çok
soylu çabalarla, büyük emeklerle demokrasi ve özgürlük mücadelesi
vererek bizleri yeniden yaratanların anısı önünde saygıyla eğiliyorum.
Bir gün mutlaka gerici ve zorba erkeği hizaya getirecek güçlü kadına
ulaşacaklarına dair duyduğum inançla, sürecin ruhuna uygun mücadelenizi
yükseltmenizi diliyorum.
Kadın özgürlüğü üzerine büyük düşünme ve kişilikte derinleşme çabamı
sürdürüyorum. Kadınlara öz tutku ile bağlılığımı sunuyorum. Sterk
olarak doğuşunuzu selamlıyorum. Kadının demokrasinin zaferinin gerçek
teminatı olduğunu belirtiyorum. 8 Mart’ta kadınların görkemli bir çıkış
yapacaklarına inanıyorum. 8 Mart mitinglerini yapacaklar. 8 Mart’ı bu
temelde kutluyorum. Benim için çaba içinde olanlara teşekkür ediyor,
çalışmalarında başarılar diliyorum, hepsine selam ve sevgilerimi
sunuyorum.’’
ANF NEWS AGENCY