M.N.EKİNCİİ - N.PENABER ANF- 14.04.2009-PKK 1993, 1995, 1998, 1999 ve 2006 tarihlerinde 6 kez ateşkes ilan etti. 1999 ateşkesinde gerilla güçleri sınır dışına dahi çıktı. Ancak 5 kez uzatılan el, her defasında 'Devlet terör ile pazarlığa oturmaz' nakaratıyla karşılık buldu. PKK 13 Nisan tarihi itibariyle Türk ordusunun yoğun operasyonlar gerçekleştirdiği bir süreçte 1 Haziran’a kadar çatışmasızlık kararı aldı.
5 Kasım 2007 tarihinde Bush ile Erdoğan görüşmesinden sonra çeşitli çevrelerin PKK’ye tek taraflı ateşkes yapma çağrıları oldu. Bunun üzerine 30 Kasım 2007 tarihinde Koma Ciwaken Kürdistan (KCK) Yürütme Konseyi ve Kongra Gel Başkanlık Divanı Kürt sorunun demokratik barışçıl bir çerçevede çözümünü sağlamak amacıyla, Demokratik Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde Demokratik Özerk Kürdistan eksenin gelişmesi ve kalıcı birliğin zeminini yaratmak için kamuoyuna bir deklarasyon sundu. 7 maddelik deklarasyonda, Kürt kimliğinin tanınması ve Türkiyelilik üst kimliği çatısı altında tüm kimliklerin anayasal güvenceye kavuşturulması, Kürt dili ve kültürü önündeki engellerin kaldırılması, anadilde eğitim hakkının PKK önderliği dâhil tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması, siyasal ve toplumsal yaşama katılımlarının engellenmemesi, özel savaş amacıyla Kürdistan'da bulunan güçlerin çekilmesi, Köy koruculuğu sisteminin lağvedilmesi ve köylülerin köylerine geri dönüşü için sosyal ve ekonomik projelerin geliştirilmesi, yeni bir yerel yönetimler yasası ile yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılarak yeniden düzenlenmesi talep edildi. PKK’nin silahtan arındırılması gerektiğini söyleyen ve bu amaçla çağrılarda bulunan başta aydın, yazar ve hükümete yakın çevreler, PKK’nin çözüme açık olduklarına dair kamuoyuna deklere edilen çözüm bildirisinden sonra sessizliğe gömüldüler. Bu çevrelerden şimdiye kadar ciddi bir olumlu tepki gelmedi. Bu sessizlik durumu ister istemez PKK’nin 15 yıldır yürütülmek istenen barış çabalarına bu çevrelerin göstermiş olduğu sessizliğin tekrarı olarak algılanmaya başladı.
1993 ATEŞKESİ
1993 yılında başlayan ve PKK’nin 15 yıldır Kürt sorunun siyasal ve demokratik yönden çözümüne yönelik atılan adımların bu süreçte tekrardan gündemleşen deklarasyonla bir kez daha geliştirilen süreçleri hatırlatmayı gerekli kıldı. Zira ’93 yılından başlayarak PKK toplam 5 defa tek taraflı ilan ettiği ateşkesler Türk devleti tarafından olumlu cevap verilmiyerek, Kürt sorunun şiddet yöntemiyle çözme yoluna gitti. Bu durum sorunu derinleştirerek kör düğüm haline getirdi.
1993 yılında KCK Önderliği Abdullah Öcalan tarafından Kürt sorununun siyasal ve demokratik yoldan çözümünü sağlamak, Türk ve Kürt halklarının barış içinde yaşamalarını gerçekleştirmek için tek taraflı ateşkes ilan ettiklerini kamuoyuna duyurdu. Öcalan basın açıklamasında Türkiye’den ayrılmak gibi bir arayış içinde olmadıklarını vurgulayarak, kör düğüme dönüşen Kürt sorununun çözümü için Türkiye’ye bir şans tanıdıklarını söyleyerek, bir muhatap aradıklarını ifade etti. Öcalan açıklamasında 20 Mart 15 Nisan tarihleri arasında geçerli olan ateşkese ilişkin şunları belirtmişti. “15 Ağustos'ta başlattığımız yeni atılım dönemi veya diğer bir anlamıyla Kürt isyanı, Kürt direnişi bu 9. yılında, yani 1993 yılı baharında önemli bir aşamaya gelip dayanmıştır. Bahar dönemi, aynı zamanda tekrar sıcak bir çatışmanın gelişme tehlikesinin çok yakın hissedildiği dönemin de başlangıcı oluyor. Newroz bayramı birkaç gün sonra kutlanacak. Gerek Türkiye, gerekse Kürdistan halkının gözleri bugüne çevrilmiştir. Barışçıl kutlamaya dair özlemlerini belirtmektedirler.”
ÖCALAN MUHATAP ARIYOR
Türkiye devletinin Kürtler üzerinde yürüttüğü inkar ve imha yaklaşımlarının bir kör düğüme dönüşerek, dağ gibi sorunları yarattığını belirten Öcalan taraf oldukları Kürt sorunun çözümü için bir muhatap aradıkların söyledi. Öcalan; Kürt sorununun çözümünde basit düşünmenin gereğinin olmadığın söyleyerek sorunun bir muhatabının kendileri olduğunu, diğer tarafı da Türkiye Cumhuriyeti olduğunu belirterek kendi cephelerinde bir iyi niyet adımı atılması için süreci başlatmaya hazır olduklarını ifade etti.
Öcalan’ın iyi niyet olarak ifadelendirdiği tek taraflı ateş kes Türkiye devleti içindeki çete ve savaş rantçıları tarafından başta PKK’den ateşkes talep eden dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal zehirlendirilerek öldürüldü. Aynı süreçte Kürdistan’ı boydan boya işgal eden askeri operasyon düzenledi. Gerillanın imhasını esas alan imha operasyonlarında yüzlerce gerilla yaşamını yitirdi. Askeri operasyonlara paralel Kürdistan’da faili meçhul olarak ifadelendirilen binlerce yurt sever Kürt insanı, aydın, yazar ve gazeteci devletin çete ve kontraları tarafından katledildi.
Bu süreçten başlayarak PKK’nin 1995’te ilan ettiği sürece kadar Kürdistan’da 4 binin üzerinde köy boşaltıldı, milyonlarca Kürt yerinden edilerek göç ettirildi. Yine aynı süreçte milyonlarca insan işkencelerden geçirilerek cezaevlerine konuldu.
BARIŞ ARAYIŞLARI TASFİYE İLE YANIT BULUYOR
1995 yılına gelindiğinde 1993 konseptinin mimarları Doğan Güneş ve Tansu Çiller, Kürtlere karşı yürüttükleri imha operasyonlarında Kürdistan ve Türkiye halkları karşılıklı ağır kayıplar verdi. Türkiye devletinin inkar ve imha yönelimleri ile Kürt sorununun çözülemeyeceği bir kere daha ortaya konulmuştu. Öcalan’ın 1993 yılında başlattığı muhatap arama karşılığını hala bulamamıştı. Bu yüzden Kürt sorununun demokratik siyasal yönden çözüm gerekliliği güncelliğini koruyordu. Bu ihtiyaç ve yaşanan savaşın halklar arası çelişkilerin daha fazla derinleşmemesi için PKK ‘eğer savaş çok önemli bir çelişkiden çok önemli bir sorundan kaynaklanmıyorsa bir çılgınlıktır’ diyerek 2. tek taraflı ateşkes ilan etti.
Ancak Çiller- Güreş çetesi 93 ateşkesini provoke ederek işbaşına gelmiş ve bir savaş çetesi kurarak Kürdistan’da binlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olmuşlardı. Varlıkları savaşa bağlı olan Çiller-Güreş çetesi Kürt halkı ve onun öncüsü PKK’nin tüm barış arayışlarını terörize ederek ‘kimseye bir çakıl taşı vermeyiz’ yaklaşımı ile barış girişimini baştan boşa çıkararak Kürdistan’da savaşı daha da tırmandırmışlardı. Bununla da yetinmeyen Türkiye devleti saldırılarını uluslar arası alana da taşıyarak Kürt halk önderliğine karşı 6 Mayıs 1996 yılında bir araç dolusu patlayıcı ile terörist bir saldırı düzenledi. Türk devletin bu terörist saldırısı ile fiili olarak ateş kes anlamını yitirmiş oldu. Bu süreçten sonra da Kürdistan’da savaş daha şiddetlenerek devam etti.
İKİNCİ KEZ ATEŞKES İLAN EDİLİYOR
Savaşın yürütülmesinin kendi tercihleri olmadığını söyleyen Abdullah Öcalan, Cumhuriyetin Kuruluşunun 75. yıl dönümüne denk gelen 1998 yılında 1993 ateşkesinin devamı olarak yeni bir ateşkes süreci geliştirmek istediğini duyurdu. Öcalan, bu düşüncesini telekonferansla kamuoyuyla paylaştı. Öcalan öne sürdükleri koşulların en makul ve en elverişli koşullar olduğunu söylemiş ve anlayışla karşılamak gerektiğini ifade etmişti. Öcalan, tek taraflı 2. ateşkes kararlarını şu sözlerle açıklıyordu. “Uzun süreden beri başta Avrupa Parlamentosu Konseyi olmak üzere bizden beklenen siyasi çözüm için elverişli koşulların hazırlanması bununla birlikte Türkiye’nin duyarlı kesimlerinden de benzer bir girişimin PKK tarafından başlatılması halinde bunun olumlu sonuçlar doğurabileceğine dair aldığımız duyumlar bize cesaret vermiştir. Hemen belirteyim ki savaş eğer çok önemli bir çelişkiden çok önemli bir sorundan kaynaklanmıyorsa bir çılgınlıktır, hele anlamsız şiddet terör asla insanlık ilişkilerinde yer tutmaması gereken bir olgudur. En zorlandığımız konu gerçekten üzerimizdeki kökenleri yüzyıllara kadar dayanan ve en kötü soykırıma kadar gidebilecek bir şiddetin kurbanı olmamızdır.”
Öcalan, PKK başta Kürt meselesi olmak üzere Türkiye’nin temel meseleleri konusunda bölge barışı için sürekli bir arayış içinde olduğunu vurgulayarak, PKK üzerindeki büyük şiddet sınırlı da olsa durdurulur, insan hakları demokrasinin gelişmesi ve siyasi sorunların çözümünde diyalog yönteminin esas alınması halinde, kendileri kadar barışçıl yöntemine hasret bir halkın olacağını sanmadığını belirtmiş, muhataplarının da tutarlı ve basit hesaplar içinde olmamasını arzuladıklarını dile getirmişti.
ATEŞKES KOMPLO İLE CEVAPLANDI
1 Eylül l998 ateşkesinin üzerinden saatler geçmiş, Türk ordusu yıllarca Kürdistan’da yürütmüş olduğu işgal operasyonlarının bir benzerini daha yürütmüş, kanlı çatışmalara neden olmuştu. Öcalan şahsında Kürt halkına karşı başlatılan imha konsepti 15 Şubat 1999 yılında Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesi ile yeni bir aşamaya girdi. Komplocuların dahi Öcalan’ın yakalanması ile PKK kör bir şiddete baş vuracak hesaplarına rağmen Öcalan ve PKK hareketi üzerlerindeki imha yönelimleri ve komplonun yıllarca sürecek olan Türk ve Kürt halkları arasındaki kanlı süreci görerek demokratik ve barışçıl bir yoldan Kürt sorunun çözülebilmesi için demokratik Cumhuriyet ekseninde bir çözüm yoluna gitmek için stratejik değişimle yeni bir süreç başlatmıştı.
YÜZYILIN SAVAŞLARI BARIŞINI ARIYOR
Öcalan Kenya’da Türkiye’ye getirilirken uçakta Kürt ve Türk halklarının birlikteliğine hizmet etmek istediği açıklamaları bazı çevrelerle önyargı değerlendirildi. Öcalan 1 Ağustos 1999da İmralı’dan PKK Başkanlık konseyinin 13 Temmuz 1999 tarihli 7 maddelik değerlendirmeye verdiği yanıtta halklar arası barış ve demokratik birlikteliğinde ne kadar samimi olduğunu şu sözlerle ifade ediyordu.
“Barış çağrıma olumlu katılım gösterme konusunda hazır olduğunuz biçiminde duyumu aldım. . Yüzyılın başından beri özellikle İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra silahlı mücadeleye dayanan etnik, dini, ulusal vb. çatışmalar, yerini demokratik uzlaşma ve bu temelde barış içinde çözümlenme sürecine bırakıyor. Yüzyılın savaşları kendi doğasına uygun barışını arıyor. Bu da daha çok demokratik çözüm, ekonomik kalkınmaya dayalı istikrarlı bir barış ortamını amaçlıyor. Buna göre yoğun görüşme, diyalog ve ittifaklar ortaya çıkıyor. En son örneği Balkanlar'da demokratik istikrar ve refahı amaçlayan zirve ve ortaya çıkan ittifak arayışıdır. Tarihi İsrail-Arap çatışması da aynı temelde bölgede demokrasi ve ekonomik gelişmeyi zorlayacak bir büyük uzlaşma sürecine girmiştir. ...İspanya'da ETA silahlı mücadeleye son vermekle birlikte yeni bir görüşme sürecine epey hazırlanmış durumdadır. İrlanda bu süreci yaşıyor. Kolombiya çatışmalı da olsa diyalog sürecine girmiştir. Afganistan benzer bir durumu yaşıyor. Buna benzer birçok sorun benzer yöntemlerle çözüm bulmaya çalışıyor. Üzerinde yoğun durulabilir ve şüphesiz önümüzü aydınlatacak sonuçlar çıkarabilirsiniz. Ama dünya çapında genel eğilimin bu olduğu ve klasik askeri güce dayalı mutlak zafer arama yolunun artık geçersizliğidir. En büyük askeri güce sahip devletler, ilginçtir daha çok bu yeni çözüm yöntemini kendi ülke ve rejim çıkarlarına dayalı olarak geliştiriyorlar. Bu yeni durumu kavramadan hiçbir hareket ve özellikle problem yaşayan ülkeler eski yöntemlerde ısrar ederek ancak çıkmazı derinleştiriyorlar. Sonuçta dünyanın yeni konseptiyle uyum sağlamaktan kurtulamıyorlar. Dikkat edilirse, burada büyük güçlere teslim olma değil, en pratik uzlaşma yollarını bulmak büyük önem taşıyor ve gerçekleşen bu oluyor.”
DEMOKRATİK UZLAŞMA ZORUNLUDUR
Öcalan PKK Başkanlık Konseyine verdiği yanıtta dünyada yaşanan değişimle birlikte çatışmalı süreçlerin geçersizliğini anlatarak çözüm yolunun demokratik ve barıştan geçtiğini PKK’ye kavratmaya çalışarak, demokratik barış ortamına hazırlıyordu. Öcalan dünyada yaşanan değişimleri anlattıktan sonra PKK Türkiye'nin büyük demokrasi eksiğinin ürünü olduğunu ve gelinen aşamada değişen dünya koşullarını da hesaba katarak hareketlerinin özündeki halklar arası birlikteliğe daha çok ihtiyaç duyulduğunu belirtiyor, şöyle devam ediyordu: “PKK hareketine derinliğine bakıldığında, Türkiye'den ayrı bir devlet düşünülmediği ve cumhuriyeti parçalama eğilimi içinde bulunulmadığı, yani dar milliyetçiliğe düşülmediği ancak ulusal sorunda '70'lerdeki reel sosyalist yaklaşımın ağır dogmatik etkisi altında bir program ve propaganda tarzı tutturulduğu bilinmektedir. Giderek hayatında doğruladığı ve '90'larda yoğun dile getirdiğimiz özgür birliğe dayalı ortak vatan ve demokratik cumhuriyet gerçek özümüz olarak anlaşılmalı ve hakim kılınmalıydı. Burada eksiklik ve geç kalma durumu var. Önümüzdeki süreçte bu yakın geçmişin derin muhasebesi önemlidir ve pratiği başarıyı yakalamada geçte olsa doğru bir rotaya girebilir. Burada PKK cephesi kadar devlet cephesinin de çok derin ve doğru çözümlenmesi, anın gereklerine uygun pratik adımları atabilmesi hayati ve tarihidir. Ama her iki tarafın yaşadığı, yaşayabileceği önemli sorunları vardır ve son derece gerçekçi hareket etmek gerekir. Duygusal, feodal ve alışkanlıkları tekrarlayan yaklaşımlar ancak çıkmazı geliştirir. Çatışmayı körükler. Tarihi açıdan böyle bir demokratik uzlaşma dönemi her bakımdan zorunluluk arz etmektedir. Birçok savaş çözümlemeleri onun amaç ve araç gerçekliği ile karşılaştırıldığında PKK öncülüğündeki düşük-yoğunluklu da olsa, savaşın amaçla bağlantısı ve araçları artık Türkiye somutunda oldukça zorlu geçecek bir demokratik çözüm sürecinin çok yönlü, dolaylı, direkt uzlaşma ve diyalog arayışını gerektirdiği açıktır.”
Öcalan tarihi bir başlangıç aşaması olarak nitelendirilecek olan cevap notunda sınır dışına çıkarılacak olan gerilla güçlerinin Türkiye’de bir barış zemini yaratacağını geçmişte yaşanan çatışmalı sürecin sabır ve ikna ile aşılacağını belirterek yeni süreçte gerillanın kendisini eğiterek demokratik uzlaşı sürecine hazırlaması gerektiğini belirttikten sonra şunları belirtiyordu “Bu aşamada artık ülke ve devlet olarak Türkiye'nin zayıflıklarını kullanma değil, tersine tüm iyi niyet ve gücüyle doğru çözümler üreterek, zayıf yanları güçlendirmeye çalışılacaktır. Türkiye'de devlet ve toplumla çok yönlü, zengin bir kültürel-demokratik katılımla ortak özgür bir yaşama geçiş görevi söz konusudur.”
PKK ÖCALAN’A YANIT VERİYOR
Öcalan’ın barış ortamını sağlamak amacıyla 2 Ağustos bildirisindeki gerillayı Türkiye sınırları dışına çıkarma ve demokratik çağrısını PKK Başkanlık Konseyi 5 Ağustosta kamuoyuna bir bildiri ile yanıtladı. PKK Başkanlık Konseyi bildirisinde Genel Başkanları Abdullah Öcalan’ın taşıdığı yüksek sorumluluk gereği, 2 Ağustos'ta yaptığı tarihi açıklama, geliştirdiği barış ve demokrasi çağrısının Kürt-Türk halklarının tarihinde bir dönüm noktası olduğunu, bu tarihi kararın değişik çevreler ne derse desin, kendi tarihsel hükmünü mutlaka icra edecektir şeklinde verdiği cevapta şu sözlere yer veriyordu “Genel Başkanımızın geliştirdiği bu büyük çağrı, partimizin yürüttüğü kutsal ulusal kurtuluş mücadelemizin ulaştığı yeni bir düzey, içinde bulunduğumuz koşullarda Kürt sorununu çözmenin ve Türkiye'deki demokratikleştirmenin geçerli tek yoludur. Bölge halklarının ve insanlığın çıkarını ifade eden en kardeşçe tutum olmaktadır. Bu çağrıyla 1 Eylül 1998 tarihinde başlattığımız tek taraflı ateşkes uygulaması daha ileri ve kesin bir noktaya vardırılmakta, tarihi İmralı mahkemesinde ortaya konan kapsamlı değerlendirmelerin ve Demokratik Cumhuriyet Çözüm paketinin pratik uygulama adımları atılmaktadır. Bu adım tam bir tıkanma noktasına gelmiş olan Türkiye'nin demokratikleştirilmesi ve Kürt sorunundaki kilitlenmeyi çözebilecek tek geçerli adımdır. Bu adım Kürt halkının çıkarlarını ve geleceğini temsil eden her türlü düşmanlığa son vererek, barış ve kardeşliği geliştirecek olan yegâne adımdır.”
GERİLLA SINIR DIŞINA ÇIKIYOR
Öcalan’ın tarihe 2 Ağustos İmralı çağrısı olarak geçen çağrısından sonra başlayan süreçte PKK 1 Eylül 1999’dan itibaren gerilla güçlerine savaşın durdurulması talimatını verdi. Daha sonra yaşanan çatışmalı ortamın durması ve demokratik barış adımlarının önünün açılması için PKK gerilla güçlerini Türkiye sınırları dışına çekmeye karar verdi. PKK 7 Ağustos ’99 tarihli açıklamasında Genel Başkanları Abdullah Öcalan’ın silahlı mücadelenin durdurulması ve silahlı güçlerinin Türkiye sınırları dışına çekilmesi çağrısı temelinde 1 Eylül tarihinde resmen başlattığımız barış ve demokratik çözüm sürecinin kendileri tarafından kararlı bir biçimde sürdürüldüğünü belirterek; ”bu yeni yönelimimiz tamamen stratejik düzeyde bir değişim ve dönüşümü ifade eden bir karara dayanmaktadır. Partimiz bu temelde kamuoyuna yaptığı açıklamalarla savaşa yeniden başlama niyetinde olmadığını ve tüm sorunları barışın diliyle çözme kararlılığında olduğunu ilan etmiştir. Bu açıdan Türkiye'de bazı makam ve çevreler tarafından attığımız bu tarihsel adımın bir "taktik ve her yıl tekrarlanan bir geri çekilme" biçiminde değerlendirilmesi gerçekleri yansıtmamaktadır” denilerek herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi isteniyordu.
GERİLLA BARIŞ İÇİN TÜRKİYE’DE
PKK, 1 Eylül ’99 tarihinde “Genel Başkanları Abdullah Öcalan’ın talep ve çağrısı üzerine, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yetkili makamlarına hitaben PKK Merkez Komitemizin kaleme aldığı mektuplarla birlikte bir barış ve demokratik çözüm grubunu Türkiye'ye gönderiyoruz. Sorunlarınızı Türkiye toplum ve devleti ile barış ve demokrasi çerçevesinde çözme anlayışımızın gereği olarak attığımız bu adımın, çözümde önemli bir aşama olacağına dair inanç ve umudumuzu belirtiyoruz. Ulusal ve uluslararası basın ile iç ve dış kamuoyunu bu konudaki gelişmeleri yakından izlemeye, sorumluluklarının gereklerini yerine getirmeye, bu adımın süreklilik kazanması için üzerine düşeni yapmaya ve barış sürecine katkıda bulunmaya çağırıyoruz.” açıklaması yapıyordu.
EN GÜZEL SÖZCÜK BARIŞTIR
Abdullah Öcalan tarafından 1 Eylül’de resmen başlatılan barış ve diyolog süreci devam ediyordu. Bu amaçla PKK yapacağı olağan üstü kongre ile stratejik değişime giderek atmış olduğu adımları stratejik bir değişime dönüştürecekti. PKK 7. Kongresi, ‘tüm dillerdeki en güzel sözcüklerden birisi barış sözcüğüdür’ tespitiyle açıldı. Kongrede kabul edilen barış projesinde şu ifadelere yer veriliyordu. “İnsanlık, ekonomik ve sosyal refahın gelişme koşulu olan barışı sağlamayı her dönemde önemli görmüştür. Barış özellikle 20. yüzyılda, sosyal ve siyasal alanda en temel ahlaki değer olarak insanlık değerleri içinde yerini almıştır. İnsanlık tarihi boyunca çekilen acılar ve yakın tarihte korkunç kıyımlar ve yıkımlara yol açan iki dünya savaşının yarattığı bilinç ve sorumluluk duygusu, barış içinde yaşamın değerini arttırmıştır. Tarihe demokrasi ve özgürlükler çağı olarak damgasını vuracak olan 21. yüzyıl, bu amaçlarına en çok da barışı her alanda hakim kılarak ulaşacaktır. Siyasal ve sosyal sorunlara barışla çözüm bulma, savaşla bulunacak her türlü çözümden daha anlamlı sonuçlar doğuracak niteliğe sahiptir. Günümüzde İrlanda, Filistin, Doğu Timur ve Bask sorunları için gerçekleştirilen ve gerçekleştirilmeye çalışılan çözümler bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Kürt sorunu da yeryüzünde çözülmeyen temel sorunlardan biri olarak uzun bir süredir insanlığın gündemindedir. Bu gerçekler ışığında, PKK, çeyrek yüzyılı aşkın mücadelesinin ortaya çıkardığı tecrübe ve birikimle sorunları barışçıl bir biçimde çözme kararlılığını ortaya koymuştur.”
TÜRKİYE FIRSATI TEPİYOR
Barış projesinde Türkiye siyasetinin doğal dengelerini kaybederek rantçı siyasal parti ve grupların ortaya çıkmasının yaşanan savaş gerçekliğiyle ilgili olduğu vurgulanarak “Bunun sonucunda Türkiye'de siyaset ve siyasetçilerin itibarı en aza inerken, siyasal alandaki gerilimler süreklilik arz etmiştir “noktalarına dikkat çekiliyor ve şöyle deniliyordu:
“Türkiye'nin dış siyaseti de bu gerçeklikten fazlasıyla nasibini almış, savaşa endekslenen diplomasi bir çıkmazın içinde çözümsüzlüğü ve çaresizliği yaşamıştır. Kürt sorunundaki çözümsüzlük Türkiye'nin dış siyasetini seçeneksiz bırakmış, jeopolitik durumuna uygun olmayan ve Türkiye'yi zorlayan ilişkiler geliştirmesini beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla tüm komşuları ve bölge ülkeleriyle sorunlar yaşamış; bölge dışındaki birçok ülke ile benzeri sorunlar yaşayarak uluslararası alandan dışlanma durumuyla karşı karşıya gelmiştir. Dış ilişkilerdeki bu olumsuzluk Türkiye'nin ekonomik ve siyasi ufkunun daralmasına ve Türkiye'nin kendi konumuna ters bir gerçeği yaşamasına yol açmıştır. Türkiye bu kadar zorluğa ve sıkıntıya girmesine rağmen istediği sonucu alamamış; yani ne PKK’ yi tasfiye edebilmiş, ne de Kürt sorununu ortadan kaldırabilmiştir. PKK de verdiği savaşla Kürt sorununu kesinleşmiş bir çözüme kavuşturamamıştır. Bu nedenle PKK 1993 yılında sorunun yeterince açığa çıktığını ve savaşla daha fazla yol almanın hem gerekli hem de anlamlı olmadığını görerek ateşkes ilan etmiştir.”
PKK’nin barış konumuna geçmesi, iki barış gurubunun Türkiye’ye gönderilmesine rağmen Türk devletinin Kürt halkı ve onun öncü güçleri üzerlerindeki saldırıları durmadı. Türkiye dışına çekilmeye çalışan gerilla guruplarına sürekli imha operasyonları düzenleyerek yüzlerce gerillanın hayatını kaybetmesine neden oldu.
ÇÖZÜMÜN YOL HARİTASI YAYINLANIYOR
PKK 7. Olağanüstü Kongresinde karar altına alınan Demokratik Barış Projesinden sonra çeşitli tarihlerde barış çağrıları ve diyolog arayışını sürdürdü. PKK 2 Ağustos 2003 KADEK yönetim kurulu adına Barış ve Demokratik Çözüm için yol haritası adıyla yayınladığı bildiride Önderleri Abdullah Öcalan Önderliğinde Kürt sorununun inkar, bastırma ve isyanla çözülemeyeceğini görerek, barış ve demokratik çözüm yolunu açmak üzere, 2 Ağustos 1999'da yeni bir süreci başlatma kararı aldıklarını belirterek, “1 Eylül 1999'dan itibaren güçlerimizi Türkiye sınırları dışına çıkararak, Türkiye'deki demokratik güçlerle birlikte, demokratik özgür birliği yaratmaya çalıştık. Bu amacımızı ortaya koyan ve çözüm önerileri sunan, barış ve demokratik çözüm bildirgeleri yayınladık. Sırasıyla 20 Ocak 2000'de Barış Projesi, 04 Kasım 2000'de Demokrasi ve Barış için Acil Eylem Planı, 19 Haziran 2001'de yeni bir savaşın gündemleşmemesi ve çözüm sürecinin gelişmesi için acil taleplerimiz, 22 Kasım 2002'de Acil Çözüm Bildirgesi ve 2000'in başında ve 2002'nin sonunda olmak üzere iki defa Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, Genel Kurmay Başkanı ve tüm siyasal partilere Kürt sorununun çözümü konusunda düşüncelerimizi ortaya koyan mektuplar gönderdik. Basın-yayın araçlarıyla da Türkiye sınırları içinde kardeşlik çözümünden yana olduğumuzu sürekli vurguladık. Sorunlarımızı Türkiye devleti ve toplumuyla çözmek istediğimizi, bölünme değil, birleştirme gücü olduğumuzu ortaya koyduk” diyordu. KADEK bu yol haritasında yapılması gerekenleri ve kendilerinin sorumlu olduğu konuları detaylı bir şekilde sıralayarak en makul ve insani talepleri öne sürdüklerini belirtiyordu.
OPERASYONLAR ARTIYOR
PKK’nin yoğun çabasına rağmen Türkiye devletinin imha yönelimleri bu süreçte de hız kesmeden devam etti. PKK’nin barış ve diyalog çağrılarını bir zafiyet olarak değerlendiren Türkiye dışarıda Kürt halkına ve gerilla güçleri üzerinde şiddet politikası ile imhayı dayatırken, PKK’ yi de içten bölme ve parçalayarak tasfiye etmeyi sürdürdü.
2004 yılına gelindiğinde Türkiye’nin Kürtler üzerindeki devlet terörü zirveye ulaşmıştı. PKK altı yıldır yürütmüş olduğu pasif savunma konumundan çıkarak aktif savunma pozisyonuna girmek zorunda kalmıştı. Türkiye PKK’nin pasif savunma posizyonunda kaldığı süre zarfında yüzlerce operasyon yapmış, bu operasyonlar sonucunda binleri bulan gerilla kaybının yaşanmasına sebep olmuştu.
KONGRA GEL ÇÖZÜM BİLDİRGESİ YAYINLIYOR
Türk devletinin yoğunlaşan saldırıları inkar ve imha yönelimlerine karşı Kürdistan Halk Kongresi (KONGRA GEL) genel kurulu 19 Mayıs 2005 tarihli bildirisinde yeni çözüm önerileri sundu. Çözüm öneri gerekçelerinde Kongre Gel şunları belirtiliyordu:
“Kürt kimliğini inkar eden Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle, özgürlük mücadelesi yürüten gerilla güçleri arasındaki savaşta on binlerce insan yaşamını kaybetmiştir. Önderimiz Abdullah Öcalan’ın çatışmaların İsrail-Filistin örneğinde olduğu gibi halklar arası bir çatışmaya dönüşmemesi yönündeki gayretleri, savaşın kontrollü sürmesine yol açmış; bunda milliyetçilik temelinde bir yaklaşım yerine; halkların eşit, özgür ve kardeşçe bir arada yaşamalarını esas alan çözüm çabaları belirleyici olmuştur.” Taleplerini 5 madde halinde sıralayan Kongre Gel “Kürt sorununun çözümünde dile getirilen bu gerekliliklerin yerine getirilmesi ve karşılıklı çatışmayı gerektirmeyecek bir pozisyonda bulunulması, barış için koşulların oluşması anlamına gelecek ve bu düzeyde ele alınacaktır” diyordu.
BARIŞ KARŞISINDA İMHA
PKK ve Öcalan’ın Türkiye devletinin tüm şiddet ve imha yönelimlerine rağmen barış çabaları sürüyordu. Öcalan İmralı’da esaret koşullarında bir umut olarak adlandırdığı barış çabalarını iğne ile kuyu kazmak olarak yorumlayıp en küçük bir fırsatı bile kaçırmadan barış ve demokratik bir zeminin oluşması için yoğun çaba harcamaya devam ediyordu. Öcalan devlette ışığı aramaya devam ederken bir yandan da barışın gelişmesi için herkese çağrılar yaparak önlerine görev koymaya çalışıyordu. PKK’yi sürekli barışın gelişmesi için çalışması gerektiğini de belirten Öcalan barış mücadelesinin savaş mücadelesinden daha zor olduğunu belirtiyordu.
Öcalan ve PKK’nin çabaları 2006 yılına kadar zemin hazırlamak için yoğun çaba harcamakla geçti. Kongre Gel Yürütme Konseyi Eylül 2004’te üç aşamadan oluşan Demokratik ve Kalıcı Barışın Yol Haritası sundu. Geniş kapsamlı değerlendirme ve çözüm önerilerini sunan yol haritasında Kürt sorununun çözümü için çeşitli çevrelere çağrılar yapıldı. 12 Kasım 2004’te Kongre Gel ve Yürütme Konseyi tarafından Demokratik Birlik ve Kalıcı Barış Projesi adıyla yeni bir proje sunuldu. Bu proje ve yol haritaları da yine muhatap bulamamış Türkiye Kürtler üzerindeki imha yönelimlerine İran ve Suriye’yi de ortak etmek için yoğun çaba harcamıştı.
ARAYIŞLAR 2006’DA YOĞUNLAŞTI
Türkiye’nin imha yönelimlerine karşı Kürt özgürlük hareketinin aktif savunmaya başladığı l Haziran 2004 yılından sonra Türkiye hem kendi iç kamuoyunda bu savaşın haksız tarafı olma yolunda tepkiler alıyor, hem de uluslar arası alanda baskılarla yüz yüze kalmaya başlıyordu. Türkiye’nin içinde bulunduğu çıkmazı gören Koma Komalen Kürdistan, yeni bir l0 maddeden oluşan bir barış projesini daha surdu. 15 Ocak 2006 tarihli Kongre Gel ve KKK Yürütme Konseyinin ‘Türkiye’de Kürt Sorununa Demokratik Çözüm İçin Barış Projesi’ nin Kürt sorununun demokratik barış çözümündeki en uygulanabilir yol olduğu belirtilerek şu hususlara dikkat çekiliyordu:
“Çözüm için elverişli ve gerekli bir zamandan geçmekteyiz. Çözümsüzlük politikası her gün çatışmanın şiddetini daha da artıran bir etki yapmaktadır. Bu gidişat durdurulamazsa, çözümün belirsiz bir zamana ertelendiği bir sürece girilecek ve çatışmalar önü alınamaz biçimde şiddetlenecektir. Sorunun çözümüne yönelik adımların atılması ve çözüm projelerinin tartışılıp pratikleşebilmesi açısından öncelikle çift taraflı bir ateşkesin sağlanması şarttır,” 2006 yılının ilk ayında sundukları barış projelerinden gerekli sonucu ve karşılığı alamayan KKK Yürütme Konseyi 20 Ağustos 2006 tarihinde Kürt Sorununda Demokratik Çözüm Deklarasyonu ile çözüme harız oldukların bir kez daha kamuoyuna sundu. Diğer proje ve yol haritaları bu deklarasyonda cevapsız bırakıldı. KKK çözüm deklarasyonunda, “12 Ağustos 2005’te başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır’daki konuşması ve bazı aydınların barışçıl çabaları sonucu barışa ve demokratik çözüme bir kez daha şans vermek için Hareketimiz bir aylık eylemsizlik süreci ilan etti. Buna karşı Türk ordusunun saldırılarını daha arttırmasıyla bu eylemsizlik ayı boyunca HPG güçlerinin kaybı dört katına çıktı.”
KKK’DEN 5. ATEŞKES İLANI
KKK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, 30 Haziran 2006 tarihinde düzenlediği basın toplantısında bölgenin önemli bir süreçten geçtiğini belirterek, gün geçtikçe milliyetçi ve anti demokratik tutumların bölgedeki çözümsüzlüğün ve çatışmaların gelişmesinde temel faktör olduğunu, bölge sorunlarının çözümünde tek doğru yol demokratik diyalog yöntemlerinin esas alınması ve tüm ulusal, dini farklılıkların birbirine saygı göstermesi temelinde çağdaş demokratik bir sistemin hayata geçirilmesidir” dedi. Hareket olarak Kürt sorununun demokratik çözümü için şimdiye kadar önemli çabalar sergilediklerini ve fedekarlıklar yaptıklarını açıklayan Karayılan” Önderliğimiz birçok çağrı ve projeler geliştirdi. Bu çabalarımız karşılık bulmadığı için kesin sonuçlar ortaya çıkaramadı. Fakat sorunun gündemleşmesinde ve anlaşılmasında önemli bir ilerleme ve gelişme yarattı. Özellikle 2003 yılından bu yana Türk devletinin gelişen saldırıları karşısında Kürt halkının direnişi ve Türkiye’de çatışma sürecinin yaygınlaşması gündeme geldi. Buna karşı özgürlük mücadelemiz son iki yılda hem demokratik eylem ve örgütlenme alanında hem de gerilla hareketliliği alanında önemli bir hamlesel çıkışı gerçekleştirdi” diyordu.
KKK en makul ve çözüme yakın olarak ifadelendirdikleri altı madde ile ateşkes kararlarının gerekçelerini belirtmişti.
ATEŞKES TALEPLERİ
Karayılan, ateşkes taleplerini şu şekilde ifade etmişti:
1 Ekim 2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere bir ateşkes sürecinin ilan edilmesi karar altına alınmıştır. Atılacak adımlara ve yaşanacak gelişmelere bağlı olarak bu ateşkes süreci devam edecektir.
Güçlerimizin üzerine imha amaçlı gelinmedikçe kesinlikle silah kullanılmayacaktır. Ama imha amaçlı saldırı yapılması durumunda güçlerimiz kendilerini her biçimde savunacaklardır.
Bu süreç boyunca HPG güçlerinin lojistik ihtiyaçları ve tedbir amaçlı doğal hareketlilikleri dışında askeri amaçlı herhangi bir hareketliliği olmayacaktır.
Bu karara göre HPG Komuta Konseyi tüm güçlerinin mevcut eylemsel pozisyonunu, hareket tarzını ve planlamalarını ateşkes durumuna göre yeniden düzenleyecektir.
Kürdistan Demokrasi ve Özgürlük Hareketi’nin ideolojik, siyasal, örgütsel ve toplumsal alanlardaki çalışmalarını yürüten tüm kadro, örgüt ve kurumlarının hedefi ateşkes sürecinin başarısı olacak ve siyasal-örgütsel-eylemsel çalışma planlamaları buna göre yeniden düzenlenecektir.
Koma Komalen Kürdistan sistemine bağlı olan tüm güçler için bu karar bağlayıcıdır. Hiç kimse zorlayıcı bir tutum içine girmeyecek, her güç sürecin başarısı için çaba içinde olacaktır.
HERKES ÜZERİNE DÜŞENİ YAPMALI
Karayılan, şu hususların altını çizmişti: “Türkiye sınırları dâhilinde sorunu çözmek ve özgür birlik temelinde demokratik yaşamı geliştirmek amacıyla üstlerine düşeni yapacaklarını belirten Karayılan; “dayatılan inkâr ve şiddet siyasetine karşı halkımız tarihinde dün olduğu gibi bugün de hiçbir biçimde boyun eğmeyecek ve gerektiğinde kendini savunmasını da bilecektir. Türk hükümeti ve ordusu Kürt sorununun şimdiye kadar çokça denenen şiddet yöntemiyle ortadan kaldırılamayacağını görmelidir. “Ya teslimiyet, ya imha” biçiminde bir dayatmanın halklarımıza acı, bölgemize istikrarsızlık getireceği, diyalog ve demokratik çözümün ise; Türkiye’nin yükselen ve çekim gücü haline gelen demokratik bir güç olmasına yol açacağı görülmeli, tarihi bir fırsat olan ateşkes ilanımıza uygun adımlarla karşılık verilmelidir.” Karayılan, şu sözlerle toplantıyı noktalıyordu; “Hareketimiz bu ateşkesle kendi cephesinden yapılması gerekeni yapmıştır. Demokratik sürecin ve istikrarın gelişmesi için başta ateşkes çağrısında bulunanlar olmak üzere ilgili devletleri ve çevreleri üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye, Kürt halkı dâhil herkesin çıkarlarının buluştuğu adil, demokratik bir proje temelinde sorunun çözümü için çaba göstermeye çağırıyoruz.”
ATEŞKES’E YANIT ZEHİRLEME OLDU
PKK’nin uluslararası güçlerinde çağrısı ile 1 Ekim 2006 yılından bu güne Türk ordusu askeri operasyonlarına ara vermeden devam etti. TSK Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ son 15 yılının askeri açıdan en hareketli bir yılını yaşadıklarını açıkladı. İlker Başbuğun asker hiç kışlasında durmadı dediği süreçten bugüne, Türk devlet güçleri toplam 579 imha amaçlı operasyon gerçekleştirmiş, bu operasyonlarda 460 kez çatışma yaşanmış ve bu çatışmalarda her iki taraftan bini aşkın kayıplar verilmişti. Bu dönemde Genelkurmay sık sık , tek fert kalmayana kadar operasyonları devam ettireceklerini, tüm gerillaların şiddet yöntemiyle ortadan kaldırılması gerektiğini kamuoyuna defalarca açıkladı. Yaşanan çatışmalarda çeşitli düzeylerde maddi ve manevi zayiatlar yaşandı. Türk devleti gerilla güçlerine karşı imha operasyonları düzenlemekle yetinmemiş, Kürt halkının siyasal zemindeki iradeleşmesini bastırmak için siyasal linç dâhil her türlü psikolojik savaş ve sindirme yöntemlerini geliştirmişti. Bu saldırılar sadece sivil halk ve gerilla ile sınırlı olmayıp, Kürt halkının oylarıyla seçilmiş temsilcilerini de kapsamıştı. PKK ve Kürt halkının en hassas noktası durumunda bulunan Öcalan’a karşı geliştirilen izolasyon ve tecridin dozajı arttırılırken, direkt yaşamına kasteden zehirlenme saldırısı da yaşandı.
6’INCI KEZ BARIŞ ELİ UZATILIYOR
KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, 29 Mart’a kadar ilan edilen çatışmasızlık ortamını 1 Haziran’a kadar sürdürme kararı aldı. “İlk defa Kürt sorununun çatışmasızlık ortamında çözüm sürecine girebileceği düşüncesi ortaya çıkmıştır” diyen KCK bir kez daha Türk devletine barış eli uzattı.
KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, Kürdistan'daki seçimleri yurtsever demokratik çizginin kazandığı hatırlatılarak, ‘’İç ve dış dünyadaki taraflı- tarafsız tüm siyasi ve basın çevreleri Kürt halkının devletin ve AKP hükümetinin Kürt politikasını reddettiğini belirtmiştir. Önder Apo’nun, PKK'nin ve DTP'nin dikkate alınmadan bu sorunun çözülemeyeceği ilk defa bu düzey ve kapsamda dile getirilmiştir. Ortaya çıkan bu sonuçlar nedeniyle iç ve dış kamuoyunda eski politika ve uygulamalar yerine yeni çözümleyici politikalarla Kürt sorununun çözülmesi gerektiği beklentisi yükselmiştir” dedi.
KCK seçimlerde halkın DTP’nin programını onaylamasının kendilerine de sorumluluk yüklediğini ifade ederek, seçimlerden Türkiye'nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun demokratik yöntemlerle çözülmesi gerektiği sonucunun açık bir biçimde açığa çıktığı vurgulandı.
KCK, ilk defa çatışmasızlık ortamında çözüm sürecine gidilebileceği düşüncesinin ortaya çıktığını belirterek 29 Mart seçimlerine kadar ilan edilen eylemsizlik sürecini 1 Haziran’a kadar devam ettirme kararı aldığını bildirdi.
KCK, çatışmasızlık kararının alındığı bir zamanda Şırnak, Dersim vb. yerlerde Türk ordusunun operasyon başlatması ve ağır can kayıplarıyla sonuçlanan çatışmaların ortaya çıkmasının da düşündürücü olduğunu belirtti.
‘’DTP seçimlerde Özgür Kimlik, Özgür Önderlik ve Demokratik Özerklikle Kürdistan halkının, Türkiye ve uluslararası kamuoyunun karşısına çıkmıştır. Bu projenin Kürdistan halkı tarafından onaylandığı ve demokratik siyasal temelde pratikleştirilmesini istediği net biçimde görülmüştür’’ denilen açıklamada, saldırı olmadığı taktirde eylemsizlik kararının kararlı bir biçimde uygulanacağı ifade edildi.
Uluslararası güçlere barışçıl çözüm için çağrı yapan KCK, yakın bir zamanda kapsamlı bir çözüm projesini de kamuoyuna açıklayacaklarını duyurdu.
NOT: HABERİ KOPYALAMAK VEYA YENİDEN YAYINLAMAK YASAKTIR
ANF NEWS AGENCY