ANF 24.03.2008
Yönetmen Reis Çelik Kürt illerindeki savaşı konu edinen “Işıklar Sönmesin” ardından Deniz Gezmiş’leri konu alan “Hoşçakal Yarın”la toplumsal olaylara el atan bir yönetmen. Çelik, bu filmlerle sinemada önemli bir yer edindi. Daha sonra “İnat Hikayeleri”yle devam etti sinemacılığına ve şimdi yeni bir toplumsal konuya el atıyor: Mültecilik. Vizyonda olan ‘Mülteci’ filmiyle mültecilik konusunu irdeleyen Çelik’le filmi, mülteciliği, toplumsal sorunları konuştuk. -
Neden ‘mültecilik’ meselesi?
- Çok açık değil mi? Kapitalizmin, emperyalizmin
kendi
ülkelerinde, dış ülkelerde yarattığı sistemler
mülteciliğin doğmasına
neden oldu. Bu yüzden kendi ülkesinde
mülteci olan insanlarda var,
dışarı gidip mülteci olan insanlarda var, bunun ikisini
iç içe
anlatmayı planladım.
- Türkiye birçok sorundan dolayı
çok kişi yurtdışına çıktı, mülteci
oldular. Siz bu sürgünü nasıl
görüyorsunuz?
- Şöyle bakmak lazım: Eğer siz stratejik ve siyasi
amaçlarınız
için bir ülkenin siyasetiyle oynarsanız, insanların
yerleri,
yurtlarıyla oynarsanız, ülkelerinde kaynaklarını
sömürüp kendi
ülkelerine taşıp kendiniz için zenginlik
kurarsanız, bu kaynakların ve
oyunların içine düşmüş insanlar bir
gün kapınızı çalar. O kapı
çalındığında da bu mültecilik kampları,
mültecilik sorunları ortaya
çıkar. Ve bu da giderek yükselen
günümüzde dünyanın en
büyük problemi
olacak; yakın tarihte de dünyayı kaosa çevirecek
ana problemin bu
olacağına inanıyorum.
- Oyuncuları nasıl buldunuz?
- Almanya’dan başladım. Luk Piyes benim için
önemliydi, mahsun bir
insanı canlandıracak, siyasi ve olayların içinde olmadan o
karakteri
anlatacak bir yüzdü. Köln’de
festivalde tanıştım ve onu ana karakter
olarak seçtim. Sonra diğer arkadaşları seçtim.
Örneğin Derya Durmaz hem
oyuncu, hem Birleşmiş Milletler Mülteciler Komiserliğinde
gönüllü
çalışan, mülteciliği biliyor. Diğerleri doğal
insanlardır. Almanya’daki
insanlar, garsonlar, orada çalışanlar, mülteci
olmuş insanlar.
- Filmi nerelerde çektiniz?
- Alman Köln, Nünberg, Findowf, Kırıklareli ve Kars
Ardahan’da.
- Kamp nerede kuruldu?
- Kamp Almanya’daydı, Almanya’da başladık, sonra
Almanlar bizi
kovdu, Kırıklareli’de devam ettik. Herhalde baktılar bu
hikaye onları
biraz rahatsız edecek bizi kovdular, ama başka gerekçeler
gösterdiler.
Kırıklareli’ye geldik.
- Filmde Kürtçe,
Türkçe ve başka lisanlar var…
- Yedi dil var. Bunları mülteciliğin temeli olarak ele almak
zorundayız. Mülteciliğin ne bir dili, ne bir dini, ne bir
ırkı, ne bir
siyaseti vardır. Mülteciler hepsi eşit anlamda
mülteci, hepsi eşit
anlamda sorunlardan etkilenen insanlardır.
- Filmde ağa var, polis var, gerilla var. Nasıl
yorumluyorsunuz?
- Denklemler açısından bakmak gerek. Ağa,
Anadolu’nun yapısını,
kökünü anlatan bir simgedir. O yerleşik
topraklarda binlerce yıldır
orada yaşayan insan topluluğunu temsil eder ve onun yerinden
oynatılmasını ve çeşitli olaylara alet edilmesini sağlamaya
çalışan bir
sistemin; onu kullanmaya başlamasıyla ortaya çıkan gelecek
anlamda
gördüğümüzde Şivan’dır,
Şivan’ı (Ağa’nın oğlu) kullanmaya başlar. Sonra
da onun hikayesi başlar. Asıl Balaban’ın oynadığı karakter
‘Nakkaş’ bir
felsefeyi anlatır. Yani insanın günah işlemeye başlayarak
ağırlaştığı
ve uçma yetisini kaybettiğini anlatır ve çocuğun
filmin finalinde
kendisinin ‘evet benim günahım yoktu demek
uçabilirim’ kavramına
getirdiği yoluculuktur. İnsanlığı sorgulan bir hikayedir aslında.
İnsanlığın günahlarıyla, insanoğlunun, kapitalizmin yarattığı
günah
kavramının insanları hangi sonuca getirdiğinin hikayesidir.
- Filmden ‘iş yapma anlamında’ ne
bekliyorsun?
- Ne yazık ki üzüntülüyüm
bu konuda. Çünkü ‘Işıklar
Sönmesin’,
‘Hoşçakal Yarın’ı çektiğim
zamanlar, insanlar polis yasaklarına rağmen
kapıları zorlayıp büyük kitleler halinde bu filmleri
izliyorlardı. O da
kalmadı, çünkü dejenerasyon onları
pasifize etti, sisteme yedirdi.
Artık televizyon dizileri ve sinemalarda oynayan içi
boşaltılmış olan
kavramlarla, insanlar bu tür şeylere meyletmiyor. Ama şunu da
görüyorum, insanlar eylenmek istiyorlar
çünkü gerçekten kaos bir toplum
yaşıyoruz, her şey problem olan bir toplumda yaşıyoruz, böyle
bir
dünyada yaşıyoruz. Ama insanların bu kadar sosyal konulara
duyarsız
kalacak şekilde gelişimi çok endişeyle karşılıyorum.
Çünkü dünya
kapitalizminin yaratmak istediği insan prototipi duyarsız, ilgilisiz
sadece çalışan, kredi kartıyla ödeyen, televizyona
ne izleneceğini
yukarıdan belirlenmiş bir insan, robot insan prototipi yaratılmıştır
şuan kapitalizmde. Kapitalizmin yarattığı tip budur. Bakıyorum,
gerçekten ince bir sinema sanatını uygulayan ve
içinde bir şeyler
taşıyan filmlerin seyircisi de kayboldu. Onun içinde film
için
endişeliyim. Halkımızın kalkıp da aman bu mültecilik konusu
bizim de
başımızda vardır deyip izlemesi biraz zor
görünüyor…
Düşünün her evde
bir mülteci vardır Türkiye’de, ama her
evden bir kişi buna ilgi
duyacağını hiç zannetmiyorum. Acı ama gerçek bu.
MÜLTECİ’NİN ŞIVANI LUK PİYES:
“Ayşe Polat’ın “Dikkat”
filminde oynamıştım. Filmin galasında
Reis bey beni gördü. Görür
görmez geldi, ‘Şivan sensin’ dedi. Ben
daha
projeyi biliyorum, ‘tamam’ dedim, senaryo geldi.
Benim böyle bakıyorum:
Filmlerle ne kadar mesaj verirsek o kadar mutlu oluyorum. Bu benim
için
önemli. İnsanların hedefi, sanatçıların
özelikle mesuliyeti var:
İnsanlara her zaman yararlı bir şeyler yapmak, problemlere değinmek,
toplumdaki sorunları yansıtmak. Bu projede bir bütün
oldu. Bu proje de
kendi ülkesinde mülteci olan insanlar var, bu filmde
de bir genç yurt
dışına çıkıyor mülteci oluyor. Yurt dışında
demokrasiyi öğreten
ülkeler, hatta bizim ülkede bile belki demokrasi
üzerine ahkam kesenler
bu soruna neden oluyorlar. Bu film hoşuma gitti. Ayrıca Şivan
karakterinde hem Kürtçe olsun, hem o tarafın
insanları olması, birde
Reis beyle çalışmak hoştu. Reis bey oyuncuyu serbest
bırakıyor.
Senaryoyu gördüğümde buna çok şey
katacağıma inandım. Çünkü
bende Almanya’da sosyal danışman olarak çalıştım,
konu da bana yakın.
Çok mutlu oldum projenin içinde olmaktan.
Çok farklı, samimi, tamamen
ticari olmayan bir iş çıkardık. Böyle işler
çok olmalı ki gençleri
eğitelim, yoksa yozlaşma nereye kadar?
Şivan’ın sürekli, istisnasız saf duygulara sahip
olmasını çok
sevdim. Çok çok saf. Hiçbir şekilde
kendisini kirletilmesine de izin
vermiyor Şivan. Çünkü bugün
etrafımızda, kirli, kirli insanlar, kötülük
olduğu için kirlenmemeye karar vermiş, karar kılmış bir
çocuk en
sonunda kafayı yer.
***
Künye:
İsim: MÜLTECİ
Yönetmen/Senaryo: Reis Çelik
Oyuncular: Luk Piyes, Balaban, Halil Ergün, Derya Durmaz,
Necmettin
Çobanoğlu, Yüksel Arıcı, Ali Tatal, Numan Acar,
Lukas Tiehele, Şakat
Tan,
Müzik: Kalan Müzik
Görüntü Yönetmen: Reis
Çelik
Sanat Yönetmeni: Numan Acar, Burca Karakaş, Ekrem
Çelik
Dili: Türkçe, Kürtçe, Almanca
Süre: 104 Dakika
Yapım Yılı: 2007-2008
YASAL UYARI: Fırat Haber Ajansı (ANF) servis ettiği
haber ve
fotoğrafları aboneleri dışında, ajansın izni olmadan kopyalamak veya
yeniden yayınlamak yasaktır